Bir Makas, Bir Hayat Berber Gaffur Pehlivan ile Yarım Asırlık Orhangazi Hikâyesi

Orhangazi çarşısının dar sokaklarında yürürken, bir dükkânın önünde istemsizce yavaşladığınız olur. Kapı aralığından yayılan kolonya kokusu, camın ardından görünen eski tip koltuklar ve duvarda asılı siyah beyaz fotoğraflar sizi yıllar öncesine götürür. İşte o kapılardan biri, Berber Gaffur Pehlivan’ın meslek ömrünü geçirdiği dükkândır ve bu dükkânın her karışında Orhangazi’nin yarım asırlık hatırası saklıdır.
1945 yılında dünyaya gelen Gaffur Pehlivan, çocukluğunu anlatırken hep yoklukla yoğrulmuş ama bir o kadar da onurlu bir dönemden söz eder. Okuldan çıkar çıkmaz soluğu çarşıda alır, ustaların etrafında dolaşır, kimisinin ayakkabısını boyar, kimisine çay taşır. 15 yaşına geldiğinde, 1960 yılında Berber Rıza’nın yanına çırak olarak girmesi, onun için yalnızca bir iş başlangıcı değil, hayat yolculuğunun yönünü belirleyen bir dönüm noktası olur. O günleri gülümseyerek hatırlar; ustasının sert bakışlarını, bir tıraş hatasında nasıl kızdığını ama akşam olunca çay ısmarlayıp nasihat etmeyi de ihmal etmediğini anlatır.
1965’te kendi dükkânını açtığında, cebinde büyük paralar yoktur ama yüreğinde büyük bir cesaret vardır. İlk müşterilerinin çoğu, yıllarca ustasının yanında gördüğü, çocukluğunu bildiği insanlardır. O yüzden Gaffur Usta için her tıraş, aynı zamanda bir hal hatır sorma, bir dert dinleme seansıdır. Kimi zaman bir genç askere gideceğini anlatır, kimi zaman bir baba oğlunun okul masrafından yakınır, kimi zaman da Orhangazi’nin eski bağlarından, tarlalarından söz edilir. Ustura inerken konuşmalar susar, iş bitince sohbet kaldığı yerden devam eder. O dükkân, sadece saçların kısaldığı değil, insanların biraz hafiflediği bir mekân olur.
Yıllar geçtikçe çıraklar gelir, kalfalar yetişir, kimi askere gider, kimi kendi dükkânını açar. Gaffur Pehlivan için her ayrılık biraz buruk ama bir o kadar da gurur vericidir. Çünkü onun anlayışında usta, sadece ekmek veren değil, yol gösteren kişidir. Bugün Orhangazi’de hangi berbere giderseniz gidin, muhakkak bir yerde Gaffur Usta’nın adını duymanız bundandır.
1995 yılında emekli olduğunda, dükkânın kepengini son kez indirirken yaşadığı duyguyu hâlâ anlatırken sesi kısılır. O gün, çarşının kalabalığına karışmış ama bir o kadar da yalnız kalmıştı. Yıllarca her sabah aynı saatte açılan o kepenk, sadece bir dükkânın kapısı değil, hayatının ritmini belirleyen bir alışkanlıktı. Anahtarı kilide takarken ellerinin titrediğini, kepenk inerken içerideki aynalara, koltuklara, ustura askısına tek tek baktığını söyler. Her biri, yarım asırlık emeğin sessiz tanıklarıydı. O an aslında bir meslekten değil, bir yaşam biçiminden ayrıldığını fark etmişti.
Ama bu bir veda olmadı. Emekli olduktan sonra bile çarşıya her çıktığında yolu istemsizce dükkânın önünden geçer. Kimi zaman kapının önünde durur, camdan içeri bakar, kimi zaman da içeri girip eski koltuğuna oturur. Orada otururken konuşmaz, ustura sesini, makas tıkırtısını dinler, gençlerin nasıl çalıştığını izler. O sesler, onun için hâlâ bir alarm zili gibidir; yıllarca sabahlarını başlatan, akşamlarını bitiren o tanıdık ritim.
Çok özel müşterileri geldiğinde ise, dükkândaki hava bir anda değişir. Gaffur Usta sessizce ayağa kalkar, usturayı eline alır. Kimseyi yanına yaklaştırmaz. Ne oğlunu ne de çırakları. Çünkü o an, sıradan bir tıraş değildir. O, yılların birikimiyle, elinin hafızasıyla, mesleğe duyduğu saygıyla baş başa kalmak ister. Yüzdeki her çizgide bir hikâye görür, usturayı indirirken sadece sakal değil, hatıralar da dökülür. Müşterisi koltuktan kalktığında ise ortada sadece temiz bir yüz değil, ustayla kurulan sessiz bir bağ kalır.
Onun için bu anlar, emekliliğin getirdiği boşluğu dolduran küçük ama derin törenler gibidir. Bir ömrü adadığı mesleğe, hâlâ dimdik ayakta olduğunu hatırlatan, kendiyle yaptığı bir vefa muhasebesidir. Ve her defasında dükkândan çıkarken arkasına dönüp bir kez daha bakar. Çünkü bilir ki o kepenk belki her gün açılmıyor ama kalbi hâlâ oradadır.
Bugün mesleği oğlu Ersel Pehlivan’a devretmiş olmanın verdiği derin bir huzurla bakıyor hayata. Ersel’in elinin titremediğini, müşteriye seslenirken kelimelerini seçtiğini, tıraşı bitirdiğinde aynayı çevirip karşısındaki insanın gözlerinin içine bakmayı ihmal etmediğini gördükçe, yıllar önce kendi ustasından aldığı terbiyenin boşa gitmediğini anlıyor. Bir baba için bundan daha büyük bir ödül olmadığını söylerken gözlerinin içi parlar. Çünkü ona göre meslek mirası, dükkânın anahtarını teslim etmekten ibaret değildir; edebi, saygıyı ve insan sevgisini de birlikte devredebilmek esas olandır.
Çoğu zaman dükkânın önünde bir sandalyeye oturur, çarşıdan geçenleri seyreder. Kimisi selam verir, kimisi hatır sorar, kimi de uzaktan başıyla işaret eder. O anlarda sadece bugünü değil, gençliğini, açtığı ilk dükkânı, çıraklarının heyecanını, yıllar boyunca aynanın karşısında yüzlerce insana dokunduğu o uzun günleri düşünür. Dudaklarından dökülen “Bizim meslek insanın yüzüne dokunmayı öğretir, yüzüne dokunabildiğin insanı incitemezsin” sözü, aslında bütün bir ömrün içinden süzülüp gelen bir hayat felsefesidir.
Bu söz, Orhangazi’nin çarşısında kulaktan kulağa dolaşan, bir ustanın ardında bıraktığı görünmez imza gibidir. Gaffur Pehlivan’ın yarım asrı aşan ustalığı, bugün sadece bir berber dükkânında değil, yetiştirdiği evlatta, emek verdiği onlarca çırakta ve ona selam vermeden geçemeyen yüzlerce Orhangazilinin hafızasında yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı insanlar, mesleklerini bıraksalar bile, bıraktıkları izlerle hep iş başındadır. Gaffur Usta da işte o isimlerden biridir.
İlgili Haberler

Aile Çökerse Toplum Ayakta Kalmaz “Çocuk suçlu değil; onu suça sürükleyen sistemdir.”
09 Temmuz 2026

Feto’nun pisliğini ilk kez yüreklilikle yazan ilk isimlerden biri olan Cemalettin Aytemür Hoca ilk kez konuştu -4- Müşavirliği yakıp onlarca insanı mağdur ettiler
08 Temmuz 2026

Orhangazi’nin Hizmet Takibindeki İsmi: Gökhan Ulusu
08 Temmuz 2026

