Ilıpınar'a Sözüm Var! Son Nefesime Kadar Mücadele Edeceğim

Bazı mücadeleler vardır; makam için verilmez, menfaat için verilmez, alkış almak için hiç verilmez. Bazı mücadeleler ise yaşadığınız topraklara olan vefa borcudur. Ilıpınar benim için tam da böyle bir mücadeledir. Yıllardır yazıyorum, anlatıyorum, araştırıyorum, dosyalar hazırlıyorum, yetkililere ulaştırmaya çalışıyorum. Bazen yalnız kaldım, bazen "abartıyorsun" diyenler oldu, bazen de kimse dönüp bakmadı. Ama hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü biliyorum ki Ilıpınar, yalnızca Orhangazi'nin değil, Anadolu'nun en önemli tarih hazinelerinden biridir. Son nefesime kadar da Ilıpınar'ın hak ettiği değeri görmesi ve dünya turizmine kazandırılması için mücadele etmeye devam edeceğim.
Bugün Ilıpınar konusu artık yalnızca Orhangazi'nin gündemi olmaktan çıkmış, Bursa basınına ve ulusal basına kadar ulaşmıştır. Bu süreçte hazırladıkları haberlerle Ilıpınar'ın sesini duyuran, bu kadim yerleşimin yalnızca bir su kaynağından ibaret olmadığını anlatmaya çalışan tüm meslektaşlarıma teşekkür ediyorum. Çünkü bu mücadele kişisel değil, ortak tarihimize sahip çıkma mücadelesidir.
Peki Ilıpınar neden bu kadar önemli?
Çünkü Ilıpınar, yaklaşık 8 bin yıllık geçmişiyle Marmara Bölgesi'nin bilinen en eski yerleşim alanlarından biridir. Yapılan arkeolojik kazılarda Neolitik Çağ'a ait evler, ahşap mimari kalıntıları, tarım ve hayvancılıkla uğraşan ilk yerleşik toplulukların izleri, seramikler, taş aletler, günlük yaşam malzemeleri ve insanlık tarihine ışık tutan sayısız buluntu ortaya çıkarılmıştır. Bugün dünya arkeoloji literatüründe adı geçen Ilıpınar, tarih öncesi yaşamın anlaşılması açısından uluslararası bilim dünyasının da dikkatini çeken önemli merkezlerden biridir.
Yani burada yalnızca birkaç taş ya da eski toprak parçaları bulunmamaktadır. Burada insanlığın yerleşik hayata geçiş sürecini anlatan çok önemli bir kültür mirası bulunmaktadır. Dünyanın birçok ülkesi bu ölçekteki bir arkeolojik değeri milyonlarca turist çeken açık hava müzelerine dönüştürmüş, çevresini kültür rotalarıyla geliştirmiş ve şehir ekonomisine büyük katkılar sağlamıştır. Biz ise 8 bin yıllık bu değerin yanı başından her gün geçiyor, onu yalnızca bir su kaynağı olarak görüyor ve tarihi mirasımızı kendi ellerimizle unutturuyoruz.
Oysa Orhangazi'nin turizm geleceği konuşulacaksa ilk cümle Ilıpınar ile başlamalıdır. Çünkü turizm sadece otel yapmakla, park yapmakla ya da birkaç sosyal etkinlik düzenlemekle gelişmez. Turizmin temelinde hikâye vardır, tarih vardır, medeniyet vardır. İşte Ilıpınar, Orhangazi'nin dünyaya anlatabileceği en güçlü hikâyedir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde birkaç bin yıllık bir tarihi kalıntı milyonlarca ziyaretçiyi kendisine çekebilirken, biz 8 bin yıllık bir yerleşim alanını yeterince tanıtamıyor, koruyamıyor ve ekonomik değere dönüştüremiyoruz. İşte asıl sorgulanması gereken budur. Sürekli "Orhangazi turizmden neden pay alamıyor?" diye soruyoruz. Cevabı çok uzaklarda aramaya gerek yok. Elimizin altındaki en büyük değeri yıllardır görmezden geliyoruz.
Yıllardır bütün yazılarımda, köşe yazılarımda, televizyon programlarımda ve yaptığım araştırmalarda Ilıpınar'ı anlatmaya çalışıyorum. Defalarca yetkililere çağrıda bulundum. Defalarca bu bölgenin açık hava arkeoloji parkına dönüştürülmesi gerektiğini söyledim. Bilgilendirme merkezleri kurulmasını, kazı alanlarının daha görünür hale getirilmesini, eğitim ve kültür turizmi rotalarına dahil edilmesini, Bursa ve Orhangazi'nin tanıtım çalışmalarında Ilıpınar'ın ön plana çıkarılmasını önerdim. Çünkü biliyorum ki doğru planlama ile Ilıpınar yalnızca tarih meraklılarının değil, yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak noktası olabilir.
Ne yazık ki yıllardır yöneticilerin büyük bölümü Ilıpınar denildiğinde yalnızca suyu görüyor. Oysa Ilıpınar'ın asıl zenginliği toprağının altında yatıyor. Orada yatan şey sadece geçmiş değil, aynı zamanda Orhangazi'nin geleceğidir. Kültür turizmi, bilim turizmi, eğitim turizmi ve arkeoloji turizmi açısından ilçeye yeni bir ekonomik kapı açabilecek potansiyel göz göre göre ihmal edilmektedir.
Bugün herkes Ilıpınar'ı konuşmaya başladıysa, ulusal basında haberler yapılıyorsa, Bursa kamuoyunda bu konu daha fazla tartışılıyorsa bundan büyük memnuniyet duyuyorum. Çünkü yıllardır verilen mücadelenin karşılık bulmaya başladığını görmek umut vericidir. Ancak bu yalnızca başlangıçtır. Haber yapmak yetmez, konuşmak yetmez, açıklama yapmak yetmez. Artık somut adımların atılması gerekiyor.
Ben Muharrem Değirmen olarak bu mücadeleyi kişisel bir mesele değil, memleketime karşı bir sorumluluk olarak görüyorum. Orhangazi'nin geleceği adına bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğim. Kimsenin söylemediğini söylemeye, kimsenin gündeme getirmediğini gündeme taşımaya devam edeceğim. Çünkü inanıyorum ki bir gün Ilıpınar, yalnızca bilim insanlarının bildiği bir kazı alanı olmaktan çıkacak; Türkiye'nin ve dünyanın tanıdığı önemli bir kültür merkezi haline gelecektir.
O gün geldiğinde kazanan ben olmayacağım. Kazanan Orhangazi olacaktır. Kazanan Bursa olacaktır. Kazanan tarihine sahip çıkan Türkiye olacaktır. İşte bu yüzden bir kez daha aynı cümleyi kararlılıkla söylüyorum:
Son nefesime kadar Ilıpınar'ın hak ettiği değeri görmesi, korunması ve dünya turizmine kazandırılması için mücadele etmeye devam edeceğim.






















































































