Vefa Bitti, Gösteriş Kaldı!

10 Kasım sabahı…
Saat 09.05’te hayat yine durdu ama bazı vicdanlar durmadı, çünkü zaten çoktan ölmüştü. Orhangazi’deki anma programı, geçmiş yılların o heybetli, duygulu, onurlu törenlerinden eser bırakmayan, mecburiyetten yapılmış, “yasak savar” tarzında bir etkinliğe dönüştü. Çelenkler sırayla kondu, birkaç fotoğraf çekildi, protokol “tamam görev bitti” havasında dağıldı. Oysa 10 Kasım bir görev değil, bir vefa günüdür. Ama görüyoruz ki bu şehirde bile o vefa artık tükenmiş.
Bir de şunu açıkça söylemek gerekir: Bu tür programlarda sunucu seçimi de en az törenin kendisi kadar önemlidir. Çünkü 10 Kasım, sıradan bir resmi program değildir; duygunun, saygının ve bilincin birleştiği en anlamlı gündür. O kürsüye çıkan kişi, sadece bir metin okumaz; milletin duygusunu, ulusun minnetini seslendirir. Kurum isimlerini kâğıttan kekeleye kekeleye okuyan, “intihal” ile “intikal” arasındaki farkı dahi bilmeyen, Atatürk adını ağzına almaktan çekinen, “Mustafa Kemal Atatürk” derken sesi titreyen biri, o sahnede bir dakikalığına bile durmamalıdır. Bu törenler ezberle değil, yürekle yapılır. Orada okunacak her kelime, hissedilmeden söylendiğinde anlamını yitirir.
Sunucu dediğin, o anın ağırlığını omuzlarında taşır. Kelimeleri, Atatürk’ün aziz hatırasına yaraşır bir tonda söyler. Gözünü yere eğmeden, sesi titremeden, “Atatürk” adını vura vura, onurla haykırır. Çünkü 10 Kasım’da o kürsü, herhangi bir protokol kürsüsü değil; bir milletin minnet kürsüsüdür. Orada konuşan kişi, kendi sesini değil, milletin vicdanını temsil eder. Eğer bunu yapamıyorsa, o mikrofona çıkmasın. 10 Kasım’larda Atatürk’ün adını yutacak kadar korkak olanın, o programda bir saniye bile yeri yoktur.
Eskiden 10 Kasım sabahı Atatürk Anıtı önünde yer bulmak zordu. Partiler, kurumlar, dernekler, okullar, fabrikalar, bankalar, kooperatifler... Herkes oradaydı. Herkes o lidere olan minnetini göstermek için sıradaydı. Bugün ise tablo içler acısı. Kaymakamlık, belediye, garnizon komutanlığı, Ak Parti, CHP, MHP, İYİ Parti, ADD ve Hürspor dışında kimse yoktu. Sadece dokuz çelenk. Koskoca Orhangazi’de dokuz çelenk!
Peki ya geri kalanlar? Nerede kaldı o koltuklarıyla övünenler? Nerede kaldı o sosyal medyada “Atam izindeyiz” yazıp da meydanlara inmeyen, Atatürk’ün adını sadece paylaşım malzemesi yapan ikiyüzlüler? O gün kim bilir hangi kahvaltı masasında, hangi keyif sofrasında, hangi menfaat toplantısındaydınız?
Bazı odaların, kooperatiflerin, stk’ların, hatta adında “Atatürk” geçen kurumların bile orada olmaması utançtır, ihanettir. Anma törenine gelmeye tenezzül etmeyenler, her 29 Ekim’de kırmızı kravat takarak Atatürkçü olunmaz! 10 Kasım’da o meydanda yoksan, Cumhuriyet’in de Atatürk’ün de ne demek olduğunu anlamamışsın demektir.
Bazı meclis başkanları da ortalıkta yoktu. Herhalde bir kısmı sabaha kadar lüks mekânlarda kaçak et kesmekten, sabah uyanamamıştır! O makamlara milletin oyuyla gelenlerin, o milletin kurucusuna bu kadar kayıtsız kalması utanç vericidir.
Peki ya hemşeri dernekleri?
Seçim zamanı boy göstermekten, nutuk atmaktan, gazetelere poz vermekten geri durmayan o dernekler? Hani şu “birlik, beraberlik, dayanışma” diyerek platform kuranlar? Neredeydiniz? Bir yanda siyasetçilere selam vermek için kuyruğa girenler, diğer yanda Atatürk’ü anmak için meydanı boş bırakanlar. Yazık. Gerçekten yazık!
Siz Atatürk’ün mirasına sahip çıkmadıkça, bu memleketin geleceği de güvence altında değildir. Çünkü o miras sadece bir heykel, bir isim, bir tarih değildir. O miras; bağımsızlık, ahlak, sorumluluk ve saygıdır. Siz o saygıyı yitirdiniz.
Dün o meydanda sadece dokuz çelenk vardı, ama o dokuz çelenk, yüreğiyle orada olan milyonların onuruydu. Gerisi sadece gösteriş, korkaklık ve ikiyüzlülükten ibaretti.
Atatürk bu ülkenin kurucusudur. Onu anmamak, bu ülkenin kuruluş felsefesine sırt dönmektir. Bu topraklarda yaşıyor, bu Cumhuriyet’te nefes alıyorsan, o sabah orada olacaksın. O saatte sessizce saygı duruşunda duracaksın. Yoksa ağzınla “Atam izindeyiz” desene, kalbinle ihanettesin!
Bugün unutmuş gibi davrananlar, yarın tarih tarafından hatırlanacak.
O gün o meydanda olmayanların isimleri birer birer yazılacak.
Ve o liste, Orhangazi’nin değil, vefasızlığın kara listesi olacak.
Atatürk’ü anmak cesaret ister.
Menfaate sırt çevirmek, koltuk rahatını terk etmek ister.
Ama görüyoruz ki bu ülkede artık ne cesaret kaldı, ne vicdan.
Unutmayın; 10 Kasım sadece bir tarih değildir. 10 Kasım, insanın kendi aynasında yüzleştiği gündür.
Kim Atatürk’ün izinde, kim menfaatin gölgesinde yürüdüğünü dün o meydanda belli etti. O sabah kimler saygı duruşundaydı, kimler uykusundaydı bu millet gördü. Kimlerin kalbi Atatürk’le attı, kimlerin kalbi koltuk derdine, makam hesabına, menfaat sofrasına gömüldü hepsi bir bir yazıldı.
Tören bitti ama bu milletin hafızası bitmez.
Atatürk’ün adını sadece seçim dönemlerinde hatırlayanlar, sosyal medyada “Atam izindeyiz” paylaşıp meydanda görünmeyenler; siz zaten bu milletin gönlünden silindiniz. Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanıp Cumhuriyet’in kurucusuna sırt dönenlerin adı, tarih sayfalarına altın harflerle değil, utançla kazınacak.
O meydanda olmayanlar bilsin ki, yok saydığınız o tören bir gün sizi yok sayacak.
Çünkü Atatürk’ü yok saymak, bu vatanın onurunu, bu halkın emeğini, bu milletin geçmişini yok saymaktır.
Ve tarih, bu vefasızları asla affetmez.
Bir gün o boş bıraktığınız meydana dönüp yüzünüzü kaldıracak cesareti bulamayacaksınız.
Çünkü orada sadece bir heykel değil, bir milletin vicdanı duruyor.
Ve o vicdan, sizi çoktan yargıladı bile.
O meydanda olmayanların adı artık bellidir:
Unutanlar, korkaklar, menfaatçiler, vefasızlar…
Atatürk’ün izinde yürüyenlerse az ama onurlu bir azınlıktır.
Ve tarih boyunca da sadece onurluların adı kalacaktır.
10 Kasım 2025




