Köşe Yazısı
Hasan Fehmi’den Metin Göktepe’ye
Yarın 10 Ocak. Çalışan Gazetecilerin Günü, yani bizlerin günüymüş. Hep nutuklarla, güzel süslü cümlelerle geçiştirilen ancak acılarla dolu bir gün aslında. Gün bile zulümden çıkışla doğan bir gün. Çalışan gazeteciler günü, 1961 Anayasasında gazeteciler lehine yer alan hükümlerden sonra "Çalışan gazeteciler bayramı" olarak kabul edilen fakat 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra bu hakların bir kısmının geri alınması üzerine " 10 Ocak Çalışan gazeteciler günü" olarak değiştirilmiştir. Bildiğimiz ilk Basın Şehidimiz Gazeteci Hasan Fehmi Beydir. İttihat ve Terakki iktidara geldiği günün ertesi kendisine muhalif olan gazeteci Hasan Fehmi'yi öldürmüştü. Çünkü Türkiye’de işlenen ilk gazeteci cinayeti II. Meşrutiyet’in hemen ertesinde gerçekleşmişti ve İttihat ve Terakki karşıtı gazeteci Hasan Fehmi Bey 6 Nisan 1909 tarihinde Galata Köprüsü üzerinde katledilmişti. Hasan Fehmi Bey bir gün başyazarı olduğu Serbesti gazetesinde bir belge yayınladı. Belge, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin eski rejimin görevlilerinden şantajla para sızdırdığını ortaya çıkarıyordu. İttihatçılar, bunun üzerine hem Hasan Fehmi’yi susturmak hem de başkalarına ibret olması için suikast planladılar. Aslında İttihat ve Terakki Cemiyeti özgürlükleri genişletme ve daha fazla özgür ortamı sağlamayı hedef edindiğini açıklamış ve muhtelif aracılarla bu konuda reklamını yapmıştı. Ancak, iktidara gelen İttihat mensupları geçmişe oranla çok daha fazla tahammülsüz ve eleştiriye kapalı bir tutum sergilediler. Hasan Fehmi Bey, bu yayından sonra 6 Nisan 1909 gecesi, Galata Köprüsü üstünde arkadaşının yanında öldürüldü. 6 Nisan 1909’u 7 Nisan’a bağlayan gece, Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi ile Şakir Bey Galata köprüsünün orta yerinde silahlı saldırıya uğramışlardı. Parlak düğmeli siyah bir kaput giymiş, yakasında kırmızı işaret bulunan kara bıyıklı bir şahıs “Al Mevlan!” diye bağırarak Şakir Bey’e bir el ateş etmiş ardından Hasan Fehmi Bey’e üç kurşun sıkmıştı. Şakir Bey, kendisini katil sanan polis tarafından zorla karakola götürülürken, gerçek katil Eminönü tarafına doğru koşarak gözden kaybolmuştu. 8 Nisan günü çıkan gazeteler İttihatçılar’a ateş püskürüyordu. Hasan Fehmi Bey’in başyazarlığını yaptığı Serbesti Gazetesi “Basın özgürlüğünün ilk kurbanı ömrünü sürgünlerde geçirmiş olan hürriyet evlatlarından Hasan Fehmi Bey’in ruhuna fatiha” başlığıyla çıkmıştı. Hasan Fehmi Beyin katledilmesi ile son olmadı ne yazık ki bu alçakça cinayetler. Gazetemiz haberinde ayrıntıları ile katledilen gazetecilerimizi yayınladık. Listede en fazla içimi acıtan bir isimden bahsetmek istiyorum. Metin Göktepe… Daha ömrünün baharında olan bir Gazeteci idi. Tek suçu mesleğini yapabilmek için olay yerinde bulunmaktı. Hepinizin elinin altında internet var. Lütfen Metin Göktepe’nin annesinin oğlunun ölümü sonrası feryatlarını ve sözlerini bir dinleyin buna hangi vicdan dayanır siz karar verin. Metin Göktepe 8 Ocak 1996'da Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek için Alibeyköy'e gitti. Yüzlerce insanla birlikte gözaltına alındı ve Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetine maruz kaldı, öldürüldü. Metin Göktepe'nin duvardan düştüğü iddia edildi. İstanbul'dan Aydın'a ve "güvenlik" gerekçesiyle Afyon'a taşınan Göktepe Davası, 28 Eylül 2000'de beş polis memuruna "kastı aşan insan öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek" suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının onanmasıyla bitti. Bir polis memuru ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası aldı. Mahkum polislerin cezalarının tamamlamalarına 19 Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası engel oldu. Emniyet görevlilerinin böylesine hukuk dışı ve acımasız eylemleri, davranışları göze alabilmeleri kolay değil.Üst yöneticilerinden, amirlerinden işaret ya da cesaret almadan böylesine ağır suçları işlemek mümkün olabilir mi? Göktepe bu sonuca maruz kalanlardan. Emniyette dövülerek öldürülenlerden. Mesleğini yapmak için gittiği yerde gözaltına alınıp ortadan kaldırılanlardan. Meslektaşlarımız içinde Metin gibi aynı sonuca uğrayanlardan ilk akla gelen iki kişi daha var. Biri, 12 Eylül sürecinde Mamak Cezaevinde dövülerek öldürülen yayıncı-yazar İlhan Erdost, Diğeri 1992 yılında Cizre de Toplumsal olayları izlerken kurşunlanarak öldürülen Foto Muhabiri İzzet Kezer. Bu üç olayda da sanıklar, cinayetleri işleyenler devletten maaş alan, insanların güvenliklerini sağlamakla yükümlü olan kamu görevlileri. Oysa Türkiye’de gelmiş geçmiş iktidarlar, ülkeyi yönetenler meydanlarda, televizyonlarda , dün de bugün de her ağızlarını açtıklarında “demokrasi , insan hakları..” bilmem ne demeye devam ediyorlar. Bu manzara, bu görüntü ve bu acı gerçekler, ülkemizi hem içeride hem dış dünyada kötü gösteren, mahcup duruma düşüren uygulamalar. Adalet bugün hala kayıp ama hepimizin umudu tam; Kaybedenler bir gün kaybedecek! Bu ülke annelerin, çocuklarıyla birlikte adaleti arayan annelerin birleşmesiyle aydınlanacak...
