Köşe Yazısı
Milli Ekonomi çerçevesinde Dolara bakış
Ekonomideki travmalar devam ederken Merkez Bankası (MB), kurdaki dalgalanmaya karşı FED kararını bekleyeceği, daha sıkı para politikası izleyeceğini açıklaması, dövizdeki yükselişi durduramadı ve dolar 3 TL'yi gördü. Avro, 3.35 TL ile tarihi rekor kırdı. Türkiye'nin iflas risk göstergesi CDS (yurt dışı kredi temerrüt takas) primi 180'den 283'e çıktı. Borsa 73 bine düşerek, 2.4 cent ile yeni bir dip yaptı. Analistler, doların 3.20 seviyelerine çıkabileceğini söylüyor. Ekonominin yarısı ithal, 2 bin dolarlık ürün, dolar 2 TL'den 3 TL'ye çıkınca 2 bin TL'den 3 bin TL'ye çıkmıştır. Satın alma gücümüz azalmış, ekmeğimiz küçülmüştür. İktidar ve yandaş medya ''sorun yok'' diyerek daha ne kadar örtbas edecek, önemsizleştirecek? Pahalılık cebini yakarken, halk yine iktidarı koruyup sahiplenecek mi, hayretle takip ediyorum. Bu kur artışından en çok zararı Anadolu sermayesi görecek. Anadolu Kaplanları’nın büyük bölümü dövizdeki rehavet sebebiyle döviz kredisi kullandı. Bu durumda borçları dolar olarak artmasa da TL olarak arttı. Kaynak sıkıntısı nedeniyle TL faizlerinde de ciddi artışlar var. İç ve dış talepteki daralma sebebiyle mal üretip satarak borçlarını kapatma imkânı kısıtlanıyor. Bu olumsuzluklar bir kaç ay daha devam edecek olursa ödenemeyen krediler sebebiyle şirketler sıkıntıya girecekler. Verimli ve geleceği olan işletmeler büyükler veya yabancılar tarafından ele geçirilecek. Verimsiz olanlar ise iflas edip piyasadan çıkarken yeni işsizler ordusu oluşacak. Artık, Erdoğan'ın ''FED öksürünce Türkiye nezle olmuyor'' efelenmelerinin altının boş olduğu, jolelinin dolar 1 TL olacak, MB Başkanı Başcı'nın 1.92 TL olacak, iktidarın 2015-2017 OVP ortalama dolar kuru 2.29 TL olacak ve Erdoğan'ın manşetlerdeki, ''dolara yatırım yapan yaya kalır'' sözlerini değerlendirmeyi okuyucunun takdirine bırakıyorum... İktidar cephesinin zihinleri böyle baskılaması ile, Fuat Avni'nin 9 martta attığı twitte, ''Y...'in danışmanları dolar kuru 2.95 TL olacak'' gizli ifşasını, yan yana getirdiğimizde iş alemi ters köşeye mi yatırıldı? Artık kupon arsa takibi ve ihale takipçiliğinden daha verimli alan mı keşfedildi? Koltuğundan ve cebinden başka derdi olmayan devlet adamlığı ciddiyeti böyle ise batsın, gerekmez. AKP, enflasyonu baskılamak, suni ucuzluk için düşük kur uygulamış, ithalatı patlatmış, fütursuzca döviz harcamıştır. Oluşan 807 milyar dolar dış ticaret açığını finanse için, 13 yıldır sata sata elde avuçta bir şey bırakmamış, BOP'ta yüklendiği görev gereği, ABD ve İsrail ile Ortadoğu’yu ateşe verme karşılığında aldığı kirli dolarlar ve bize yüklediği borçlarla buraya kadar taşınabilmiştir. Borçlar ve yükümlülükler 1 trilyon dolara dayanmış, çevrilemez hale gelmiştir. Günlük 70 milyon dolar satan MB'nin, kullanılabilir rezervi 39.3 milyar dolardan 31.6 milyar dolara düşmüştür. Döviz girişinin durması, 9.3 milyar dolar yabancı çıkışının olduğu, özel sektörün bu yıl ödeyeceği 168 milyar dolar borcun ve dış ticaret açığı olan 82 milyar doların temin edilmesinde risk gören iş alemi canı yana yana dolara 3 TL'yi ödüyor. İlerde bulup ödeyemem korkusu panikletiyor. İktidarın, 13 yıldır uyguladığı IMF ile imzalanan 19’uncu stand-by anlaşması, ecnebi aklı, yabancı para ve ithal ekonomisi ile batıracağımızı Prof. Dr. Haydar Baş haber vermişti. Zaman, O'nu yine haklı çıkardı. Yabancılardan destek almadan, bağımsız yaşayabilmenin ekonomi reçetesini yazmış kamuoyuna sunmuştu. Milli Ekonomi Modeli’nde (MEM) milli paranın devreye konması ve dış ticarette milli paraların kullanılması, dövize bağımlılığı sonlandıracak ve döviz riski olmayacaktı. Fırsat vermeyerek krizleri biz çağırdık. O'nun sözünü dinleyerek kurtulma imkânı hala var…
Mekânı, mekânsız, mekân yapan O’dur Muhammed b. Abdullah el-Horasanî şöyle rivayet ediyor: Bir gün bir zındık (ateist), Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm)’ın yanına geldi. O sırada İmam’ın yanında bir grup insan bulunuyordu. Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) dedi ki: “Ey Adam! Sence, gerçek sizin ileri sürdüğünüz gibiyse -ki öyle değildir-bizle siz, şer’an eşit olmaz mıyız? Böyle bir durumda kıldığımız namazın, tuttuğumuz orucun, verdiğimiz zekâtın ve getirdiğimiz imanın bize bir zararı olmaz değil mi?” Adam sustu. Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) devam etti: “Şayet gerçek bizim söylediğimiz gibiyse -ki öyledir- siz helak olursunuz, biz de kurtuluruz.” Adam şunları söyledi: “Allah sana rahmet etsin. Bana Allah’ın nasıl ve nerede olduğunu anlat.” İmam dedi ki: “Yazıklar olsun sana! Gittiğin yol yanlıştır. Nereyi, neresiz, nere yapan (mekânı, mekânsız, mekân yapan) O’dur ve nasılı, nasılsız, nasıl yapan O’dur. O, nasıllıkla, neredelikle bilinmez, duyularla kavranmaz ve hiçbir şeyle mukayese edilmez.” Adam dedi ki: “Hiçbir duyuyla kavranmadığına göre O, hiçbir şey değil midir?” Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) dedi ki: “Yazıklar olsun sana! Duyularının kavramaktan aciz oldukları bir zatın Rabliğini inkâr mı ediyorsun? Buna karşılık bizim duyularımız O’nu kavramaktan aciz kaldıklarında kesin olarak O’nun Rabbimiz olduğunu ve herhangi bir varlığa benzemediğini anladık.” Adam dedi ki: “O halde bana O’nun ne zamandan beri var olduğunu haber ver.” Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) dedi ki: “Sen bana O’nun ne zamana kadar var olmadığını haber ver, ben sana ne zamandan beri var olduğunu haber vereyim.” Adam dedi ki: “O’nun varlığına ilişkin kanıtınız nedir?” Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) dedi ki: “Bedenime baktığım zaman, enine ve boyuna bir eklemede veya eksiltmede bulunamadığımı, ona yönelen zararları bertaraf edemediğimi ve yararlı şeyleri bedenime çekemediğimi gözlemledim. O zaman anladım ki, bu yapının bir ustası vardır ve bu ustanın varlığını kabul ettim. Bunun yanında bütün gök cisimlerinin O’nun kudretiyle yörüngelerinde döndüklerini, bulutların oluşumunu, rüzgârların sevk ve idare edilişini, güneşin, aynı ve yıldızların yörüngelerinde akıp gidişini ve bundan başka daha nice ilginç, düzenli oluşum ve yapılar gözlemledim. Bütün bunlar akıllara durgunluk veren apaçık kanıtlardır. Düşündüm ki bunların bir planlayıcısı, meydana getiricisi olmalıdır.”
