"Bu Vatan Sana Minnettar Paşam"

Deli Halit Paşa'nın Şehit Edildiği Koridorda Bir Ziyaret
Deli Halit Paşa...
Tam adıyla Halit Karsıalan.
Ama herkes onu “Deli Halit” olarak bilir. Çünkü o, korkusuzdu. Düşman karşısında göğsünü siper eden, cephelerde aslanlar gibi dövüşen, dost düşman herkesin saygısını kazanmış bir kahramandı. Mertliğin, cesaretin, onurun ve vatan sevgisinin ete kemiğe bürünmüş hâliydi.
Biz Orhangazililer için çok özeldir Halit Paşa ismi.
Bakmayın siz Orhangazi’yi yönetenlerin umurunda olmadığına Halit Paşa isminin…
Deli Halit Paşa, yalnızca doğu cephelerinde değil, batıda da vatan savunmasının ön saflarında yer almış büyük bir komutandı. Kurtuluş Savaşı’nın Batı Cephesi’nde, Yunan işgaline karşı düzenlenen harekâtlar sırasında Orhangazi ve Gemlik’in kurtuluşunda önemli rol oynadı. Bursa’nın düşman işgalinden kurtarılması hedeflenirken, bu bölgeler stratejik geçiş noktalarıydı ve Halit Paşa komutasındaki birlikler bu hatta gösterdikleri dirayetli ilerleyişle hem işgali sona erdirdiler hem de düşmanın güney Marmara hattındaki planlarını boşa çıkardılar.
1922 yılının Eylül ayında, Türk ordusunun Büyük Taarruz'u başarıyla sonuçlanmış ve düşman kuvvetleri geri çekilmeye başlamıştı. Bu süreçte, Kocaeli Grubu Komutanı Tümgeneral Halit Paşa (Halit Karsıalan), Orhangazi'nin kurtuluşu için harekete geçti. 7 Eylül 1922'de başlatılan taarruz, 10 Eylül sabahı iki koldan yapılan saldırılarla sonuçlandı. Batı kolu Şahintepe'yi, doğu kolu ise Fındıklı hattını ele geçirerek düşmanı geri püskürttü. Saat 10:00'da Türk ordusu Orhangazi'ye girerek ilçeyi düşman işgalinden kurtardı.
Orhangazi'nin kurtuluşunun ardından, Halit Paşa komutasındaki birlikler Gemlik'e yöneldi. 10 Eylül gecesi başlayan çatışmalar, 11 Eylül 1922 gece yarısına kadar sürdü. Şiddetli çatışmaların ardından, Türk kuvvetleri Gemlik'e girerek ilçeyi düşman işgalinden kurtardı. Bu mücadelede Yüzbaşı Cemal Bey şehit düştü. Gemlik'in kurtuluşu, bölge halkı için büyük bir sevinç kaynağı oldu ve Halit Paşa'nın adı, Orhangazi ve Gemlik'in bağımsızlık mücadelesinde unutulmaz bir yer edindi.
Onun adı, sadece doğu cephesinde Ermeni çetelerine karşı kazandığı zaferlerle anılmaz. O aynı zamanda Orhangazi'nin kurtuluşunda da başrol oynayan komutandı. Onun savaş alanlarındaki varlığı bir milletin umudu olmuştu.
Ama ne hazindir ki...
Bu kahraman, ömrünü verdiği vatanın bağrında, milletin meclisinde, arkadan vurularak şehit edildi. Tarihler 1925’i gösterdiğinde, İkinci TBMM binasında bir koridorda haince saldırıya uğradı. Silah arkadaşlarının, milletvekillerinin gözleri önünde yere yığıldı.
İşte o koridor…
Yıllar sonra sessizliğini yine koruyordu. Ama duvarların, taşların, pencerelerin hafızası vardı. Ve bu hafıza, hâlâ o günkü acıyı taşıyordu.
Ziyaretimiz işte bu sessizliğin içine yapıldı.
O adımları atarken ayaklarımız ağırlaştı. Nefesimiz boğazımıza düğümlendi. Bir şey söylemek istedik, ama kelimeler yetersizdi. Çünkü orada, tarihin üzerine bastığımız her taş, bize o acıyı yeniden yaşatıyordu.
Koridorlar sessizdi ama sanki haykırıyordu:
“Burada bir milletin yiğit evladı haince vuruldu!”
Deli Halit Paşa’nın gölgesi hâlâ oradaydı.
Meclis’in soğuk duvarlarında onun mücadele dolu sesi yankılanıyordu.
“Bu millet esir edilemez!”
“Bu vatan satılamaz!”
“Bu bayrak indirilemez!”
O, sadece cephede değil, Meclis’te de bir savaşçıydı.
Çünkü onun için vatan savunması sadece cephe hattında değil, kürsüde, şehirde, köyde, her yerde devam eden bir sorumluluktu.
Onun konuşmaları, sadece siyasî değil, millî duruşun ifadesiydi.
Kürsüde konuşurken, gözlerinden ateş saçılırdı. Düşmana karşı nasılsa, halkın hakkını savunurken de öyleydi.
Ve ne yazık ki, işte bu duruş, bazılarını rahatsız etti.
Çünkü Deli Halit Paşa dürüsttü. Eğilmeyen bir karaktere sahipti.
Rüşvete, yolsuzluğa, ihanet kokan siyaset diline karşıydı.
Onun susması, onun susturulması, belki de bu yüzden istendi.
Ve susturuldu…
Ama aslında susturulamadı.
Çünkü işte biz, yıllar sonra onun adımlarının izinde yürürken, onunla yeniden konuşuyorduk.
O taşlara bastıkça, onun ruhunu hissediyorduk.
Yüz yıl sonra bile, onun yüreği kadar cesur bir adım atmak isteyenler, o taşlardan ilham alıyordu.
Bugün o koridorda yürürken yalnız değildik.
Yanımızda tarih vardı.
Yanımızda şeref vardı.
Ve elbette Deli Halit Paşa vardı.
Gözlerimiz doldu. Ama ağlamadık.
Çünkü o da ağlamadı.
Hiçbir zaman başını eğmedi.
Biz de eğmeyecektik.
Yavaşça ellerimizi duvara koyduk.
Sanki onun elini tutmak ister gibi.
Ve dudaklarımızdan şu cümle döküldü sessizce ama kararlılıkla:
“Bu vatan sana minnettar paşam… Seni asla unutmadık.”
Bu ziyaret, sadece bir hatırlatma değil, aynı zamanda bir sorumluluktu.
Bir milletin değerlerine sahip çıkma görevi, bir kahramanı unutturmama çabasıydı.
Ve o an bir kez daha anladık:
Deli Halit Paşa gibi insanlar, toprağa değil tarihe gömülür.
Ve tarih, onları her zaman saygıyla anar.
Ankara’nın ortasında, Meclis’in taş duvarları arasında onun adı hâlâ yankılanıyor:
“Halit Paşa…”
Bu isim sadece bir kişiyi değil, bir duruşu, bir ruhu temsil ediyor.
Bugün o koridorda yürüdük.
Titreyerek, ama dimdik.
Gözlerimiz yaşla doldu, ama başımız eğilmedi.
Çünkü biz, Deli Halit Paşa’nın hatırasına yürüyorduk.
Ve biliyoruz ki…
Onun adı her anıldığında, bu millet bir kez daha ayağa kalkıyor.
Ruhun şad olsun paşam.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Muharrem DEĞİRMEN/17 Mayıs 2025-Ankara




