ÇİN ZULMÜ ALTINDAKİ DOĞU TÜRKİSTAN 3

Kanayan ancak görmek istemediğimiz en büyük yaramız konumunda olan Doğu Türkistan ile ilgili yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Gazetemiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Muharrem Değirmen ve 3. Göz Gazetesi İmtiyaz Sahibi İrfan Aydın’ın Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk ile Doğu Türkistan davası konulu söyleşimizin 3. bölümü bugün sizlerle…
23 Temmuz 2011 Cumartesi günü İstanbul’da yapılan Filistin Büyükelçiler Konferansı’nda Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Filistin Davasını Türkiye’nin Davası olarak nitelendirmiş, bu konuda detaylı bir açıklama yapmıştır.
Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında dikkatimi çeken cümleler şöyleydi:
“İsrail masum insalara kurşun sıkmayı neyle izah ediyor. Filistin davası, ayaklar altına alınan insanlık onurunun yeninden ayağa kaldırılmasıdır. Filistin davası Türkiye’nin davası, Filistinli kardeşlerimizin davası bizim davamızdır.
….
Filistin davası Türkiye’nin de davasıdır. Adım atmaktan imtina eden İsrail uluslararası barışın önünde engeldir. Bölge halkı yıllardır süren eziyetlerin artık sona ermesini istiyoruz.
….
İsrail-Filistin meselesi dünyaya Filistin meselesi olarak anlatıldı ama artık meselenin tek taraflı olmadığı anlaşıldı. Kudüs’ün statüsünün tesbiti gerekir. Kudüs bugünkü eziyetten kurtulmadığı sürece ne bölgede ne de dünyada huzur tesis edilemez. İsrail’in Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğunu kabul etmesi gerekir. İki taraf da birbirinin haklarına saygı göstermelidir.
….
Türkiye, Filistin davasını her zaman kendi davası olarak görmüştür. İsrail-Filistin meselesinin iki devletli, başkenti Doğu Kudüs olan egemen bir Filistin devletinin kurulmasıyla çözüleceğine inanıyordur. Filistinli kardeşlerimiz özleminin çektikleri evlatlarına artık kavuşmalıdır.
…
Gazze insanlığın yürek yarası olmuştur. Gazze’nin maruz kaldığı zulmün boyutlarını artık tüm dünya görüyor. İnsanlıkdışı ablukanın bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu trajedi er geç son bulacaktır. Gazze’deki trajedi karşısında sızlamayan vicdan artık vicdan değildir.
….
Yunanistan yola çıkan gemilere engel oluyor. Yeri gelince de bizi arayıp Filistin için ne yapabiliriz diyor. Başta BM olmak üzere İsrail’in şımarık davranışına gözlerinin kapamaya devam ederse bu suçun ortağı olurlar.
….
Filistinliler arasında bölünmüşlüğün olması bizi memnun etmiştir. Filistinliler’in barış görüşmelerindeki konumu güçlendi. Siz biraraya geldiniz ya, birileri çılgına döndü. Sizin birleşmeniz asıl onları ürküten nokta.
Şahsım adına Sayın Başbakan’ın büyükelçiler konferansında yaptığı konuşmayı baştan sona dinlediğimde ve internette okuduğumda, Filistin’de yaşananlara herşeye vakıf olan, sorunu çözmek isteyen bir irade gördüm.
Gazze’deki halkın yaşadıklarına değinen, Filistinlilerin kendi içinde birlik ve beraberliği sağlamaları gerektiğine vurgu yapan, İsrail ve Filistin arasındaki Kudüs sorunun çözülmesine yönelik önerileri içeren Sayın Başbakanın konuşması doğru, yerinde ve güzel bir konuşmadır.
Uluslararası müdahalelerin yanlı ve taraflı olduğunu vurgulayan Sayın Başbakan; Türkiye’nin Filistin halkının derdiyle dertlendiğini söylemesiyle ve Filistin’in yanında olduğunu ifade etmesiyle birlikte toplantı sonrasında konferansa gelen herkesin gönlünü yeniden feth etmiştir.
Ortadoğu ülkelerinde Sayın Başbakan hakkında yeni Fatih Sultan Mehmet olarak bahsedilmesi oradaki halkın gönlünü kazandığını da zaten açık bir şekilde göstermektedir.
Fakat bu işte bir iş var… İsrail’e karşı söylenen sözlerle yapılanlar arasında “Bu ne perhiz , bu ne lahana turşusu” dedirten durumlar var.Söylenenler ile yapılanlar aynı hedefe hizmet etmiyor maalesef.
“One minute” vakası sonrasında ülkemizde mayınlı arazilerin temizlenmesi ihalesini , bir Türk firması “Metrekaresini 1 dolara 2 yılda temizleriz, arazi istemeyiz”(1) derken, İsrail’e vermeyi planlayan bir hükümetin; (Bu konuda çıkarılan karar metni, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.(2) ) söyledikleri ve yaptıkları birbiriyle çelişmektedir.
Ayrıca İsrail’in, Filistin’den satın alınan 44 köyle kurulduğunu ve tarihi hedefi olan Arz-ı Nemrud’a ( Modern ismi = Büyük Ortadoğu Projesi ) ulaşmak istediğini göz önüne alırsak; mayınlı arazilerin temizlenmesi karşılığında bu arazilerin 49 yıllığına İsrail’e kiralık verilmesi İsrail’in hangi amacına hizmet ettiği açık değil midir?
Hiçbir ülke 49 yıl kiralık da olsa yaşadığı bir toprağı kolay kolay geri vermek istemez.
İngiltere’nin anlaşma gereği, 99 yıl yönettikten sonra Çin Halk Cumhuriyeti’ne vermesi gereken Hong Kong’u özel idare bölgesi haline getirerek devretmesi örneği, bu durumu çok güzel bir şekilde açıklamaktadır.
Kıbrıs’ta sorunun istedikleri gibi çözülmesini isteyen ABD ve AB ülkeleri, KKTC’yi tanımayıp ülkeye ambargo koyarken; bölgede güçlü lider olduğu söylenen ülkemiz , sorunun kendi istediği gibi çözülmesi için İsrail’e niçin dişe dokunur yaptırımlar uygulayamaz?
Sorunun çözülmesini isteyen bir ülke; İsrail’i bu konuda sorumlu gördüğü halde; niçin İsrail ile askeri , ticari ve ekonomik faaliyetleri askıya almaz? Bu konuda yaptırım gücünü neden ortaya koymaz?
Cevap bekleyen diğerlerinden önemli iki soru daha var zihnimde:
1- İsrail ile askeri silah, araç ve teçhizat alımı ihaleleri son sürat devam ederken, Mavi Marmara gemisinde yaşanan olaylar sonrasında Türkiye tarafından İsrail’e konuyla ilgili bir nota verilmemişken, Sayın Başbakan hangi diplomatik belgeye dayanarak İsrail’den tazminat ve özür beklemektedir?
Türkiye, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mirzahi ; Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e yönelttiği “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” şeklindeki sözünü hatırlatarak, “Erdoğan aynaya baksın” dediği için İsrail’e nota vermiştir.
Mavi Marmara gemisinde ölenler için herhangi bir nota verilmemiştir.
2 – “Filistin Davası, Bizim Davamızsa” Doğu Türkistan’da sokak ortasında öldürülenler, katledilenler, ırzına geçilenler kimin davasıdır?
Zulümlere karşı olmayı bir siyasi rant haline getirmeyi değil, Türk – İslam ahlakının bir gereği olarak görmekteyim.Bu sebeple Filistin konusunda gösterilen hassasiyetin(!), gerçek manada soydaşlarımızın Doğu Türkistan’da yaşadığı zulümler için de her platformda gösterilmesini talep ediyorum.
Filistin sorunu için Büyükelçiler Konferansı’nda dile getirilen yerinde çözüm önerilerini Doğu Türkistan için de arzuluyorum.
Doğu Türkistan’da yaşananlara vakıf, söyledikleri ve yaptıkları çelişmeyen, güçlü bir irade gösteren ve en az Gazze kadar onların yardımına koşmak isteyen bir Başbakan; bir Türkiye Devleti görmek istiyorum.
Mehmet Akif Ersoy’un “Zulmü Alkışlayamam” şiirinde yazdığı her mısrayı yeniden hissederek, dünyada zulüm gören her Müslüman’ın, her Türk’ün yanında dimdik bir Türkiye hayal ediyorum.
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?
Nasıl ki ”Filistin Davası, Bizim Davamızsa” Doğu Türkistan’da sokak ortasında öldürülenlerin, katledilenlerin, ırzına geçilenlerin de hesap soracağımız “bizim davamız” olması dileğiyle…




