ÇİN ZULMÜ ALTINDAKİ DOĞU TÜRKİSTAN 4

Kanayan ancak görmek istemediğimiz en büyük yaramız konumunda olan Doğu Türkistan ile ilgili yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Gazetemiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Muharrem Değirmen ve 3. Göz Gazetesi İmtiyaz Sahibi İrfan Aydın’ın Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk ile Doğu Türkistan davası konulu söyleşimizin 4. bölümü bugün sizlerle…
Doğu Türkistan’da olanlar SOYKIRIM
Ülkede olanları sadece insan hakları ihlali olarak nitelemek pek çok uzmana ve Doğu Türkistanlıya göre yetersiz kalıyor. Doğu Türkistan’da yaşananlar incelendiğinde jenosix’ten söz etmek mümkün. Yani Doğu Türkistan Türkleri soykırım ile karşı karşıya
1949 yılından beri tam
58 yıldır Çin’in işgali altında olan Doğu Türkistan’da yaşanan sorunlar sadece insan hakları ile bitmiyor. Bunun dışında Doğu Türkistan’da yaşayanlar ve Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin öncüleri seslerini duyurmakta zorlanırken, aynı zamanda uluslararası platformda Çin’in baskısı ile de karşılaşıyor. Bunun yanında ülkede olanları sadece insan hakları ihlali olarak nitelemek de pek çok uzmana ve Doğu Türkistanlıya göre yetersiz kalıyor. Doğu Türkistan’da yaşananlar incelendiğinde jenosidden söz etmek mümkün. Yani Doğu Türkistan Türkleri soykırım ile karşı karşıya.
İnsan hakları ihlali basit kalır
Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, Doğu Türkistan konusu gündeme geldiğinde, bölgedeki olaylar tartışılırken, Doğu Türkistan Türklerine daha anlayışla yaklaşılması gerektiğini söylüyor: “ 58 yıldır ülkemiz işgal altında ve Doğu Türkistan Türklerine Çin Yönetiminin uyguladığı baskılara sadece insan haklarının ihlal edilmesi demek yeterli olmuyor. Küreselleşen bir dünyada artık bunların yapılmaması gerekir. Belki bu anlamda Çin’de bu şartlar içerisinde bildiğimiz anlamda bir jenosid uygulayamayacaktır ama yapılanların soykırımdan farkı yok. Doğum kontrolünde yaşanan kısıtlama, zorunlu kürtaj, Uygur Türkçesi’nin yasaklanmasının liselere kadar inmesi, bunun yanında 18 yaşının altındaki gençlerin ibadet yapamaması, toplu ibadetin yasaklanması ve yapıldığında bunların terörist faaliyetler olarak gösterilmesi, devlet memurlarına getirilen ibadet yasağı, toplu ibadete katılanların ya da ibadet yapan memurların fişlenmesi, işsizlik, ekonomik baskılar, kültürel baskılar, nükleer denemeler, tüm bunlar insan hakları evrensel beyannamelerine aykırı uygulamalar. Ayrıca bölgeye Çinli göçmen getirilmesi de üzerinde durulması gereken bir konu. Çin yönetiminin tüm bu konularda uluslararası hukuka uygun davranması gerekiyor, bunun içinde Uygur Türklerinin hakkını koruyacak bir uluslararası mekanizmanın çalıştırılması gerekiyor.”
Baskıları meşru göstermek istiyorlar
Doğu Türkistan bölgesinin yer altı zenginlikleri itibariyle gelecek yüzyılın stratejik sanayi bölgesi olocağını belirten Tümtürk, “Doğu Türkistan aynen Kanada’ya benziyor. Taklamakan Çölünün altının petrol ve doğalgaz yatakları ile dolu olduğu biliniyor. Burada çölü otoyollarla adeta ortadan ikiye böldüler. Ayrıca Nükleer teknoloji çalışmalarını da burada yapıyorlar. Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’ni besleyen yüzde 30’luk unsur Doğu Türkistan’dan gidiyor. Bu nedenlerle Çin, Doğu Türkistan’dan kesinlikle çekilmek istemiyor. Bunun için her türlü baskı politikasını uyguluyor. Bu baskı politikalarını uygularken de kendisini dünya kamuoyunda meşru göstermeye çalışıyor” şeklinde konuştu.
Urumçi’de 100 kişiden biri Türk
Çin’in Doğu Türkistan’da devlet terörü uyguladığını da belirten Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, asimilasyon politikalarının da Doğu Türkistan’ı tehdit etmeye başladığını kaydederek, “Bizim tahminimize göre Doğu Türkistan’da 30 milyon Türk var. Ancak Doğu Türkistan’ın nüfusu 60 milyon. Başkent Urumçi’de 100 insandan bir tanesi Uygur, Kazak ya da Kırgız Türkü. Çok ciddi bir Çinlileştirme politikasıyla karşı karşıyayız. ” dedi.
Özerklik Yasasına bağlı kalmalılar
Yurt dışında yaşayan Doğu Türkistanlıların çok fazla yapacak bir şeylerinin olmadığını belirten Seyit Tümtürk, Çin yönetiminin Özerklik Yasası’na bağlı kalması gerektiğini, bu yasanın gereklerini yerine getirmesinin doğru olacağını belirtiyor.
Gök Bayrak Atatürk’ün tavsiyesi
Doğu Türkistan’ın verdiği mücadeleye Türkiye’nin daha çok destek vermesini isteyen Alptekin bunun aynı zamanda Türkiye’nin tarihinden gelen bir misyonu olduğunu da vurguluyor: “Orta Asya Cumhuriyetleri, Pakistan’da diğer komşularımızda faaliyetlerimiz engelleniyor. Maalesef Türkiye’de de faaliyetlerimiz engelleniyor. Biz Doğu Türkistan Türkleri olarak hiçbir zaman terörizme destek vermedik ya da terörist olmadık. Birleşmiş Milletler Kanunları çerçevesinde yapacağımız faaliyetler bile Çin’in baskısı nedeniyle engelleniyor. Bunu nasıl kabul edebiliriz?”
İsa Yusuf Alptekin’in vasiyeti
AB’nin Doğu Türkistanlı Türklerin vatandaşlığını kabul etmek için Türkiye aleyhinde konuşmaları baskısını yaptığını da belirten Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, “Biz bunu nasıl kabul edebiliriz? Bu bize büyük mücadele adamı İsa Yusuf Alptekin’in vasiyetidir. Bu konuda bizleri sıkı sıkıya uyarmıştır. Doğu Türkistan mücadelesinde Türkiye’nin asla zarar görmesini istememiştir. İsa Yusuf Alptekin’in vasiyetini her fırsatta hatırlatmasına rağmen bazı konulardaki kırgınlığı da söylediklerinden belli oluyor. 2003 yılında büyük mücadele adamı İsa Yusuf Alptekin için mevlit düzenlemek istediğinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “2003 yılında büyük mücadele adamı İsa Yusuf Alptekin için mevlit düzenlemek istedik. Mevlidimize dünyanın bir çok yerindeki Uygur Türkü katılacaktı. Ancak bu mevlidin yapılma kararı alındıktan sonra ve mevlidin yapılacağı duyulduktan sonra gariplikler olmaya başladı. Türkiye’ye gelmek isteyen Doğu Türkistanlıların vizeleri iptal edildi. Erkin Alptekin 2.5 saat Yeşilköy hava limanında bekledi. Emniyet Müdürlüğü’nde iki saat boyunca ifadelerimiz alındı. Bunlar bizi üzen şeyler. Biz Türkiye Cumhuriyetini vatanımız olarak görüyoruz ve Türkiyemizin çıkarlarına asla zarar vermek istemiyoruz. Ama bunlar olunca da üzülüyoruz. Ayrıca gök bayrağımızla toplantı yapamamak da bizi üzüyor. Oysa bizim bayrağımızı Ulu Önder Atatürk tavsiye etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bayrağı gök bayrak olacakken, bu albayrak olması kararlaştırılmış. 1933 yılında Kaşgar merkezli Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulurken Ulu Önder Atatürk buraya 9 kişilik bir heyet yollamış. Gök bayrağı tavsiye etmiş, bu tavsiye üzerine Doğu Türkistan gök bayrağı kabul etmiş. Bugün Atatürk’ün tavsiye ettiği bu gök bayrak Türkiye’de asılamıyor.”
Vahşet tablosu
“1949-1979 yılları arasında Doğu Türkistan’da 29 bin cami kapandı. 120 bin din görevlisi öldürüldü. 54 bin din görevlisi ise tutuklanarak ağır şartlardaki çalışma kamplarına gönderildi. Sadece başkent Urumçi’de 170 bin Kur’an imha edildi. Bunları resmi rakamlar itibariyle söylüyorum. 1997 yılında 2007 yılına kadar Hotem şehrinde 1218 camii kapatıldı. İnsan Hakları İnceleme Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, 200’den fazla Türk kurşuna dizilerek idam edildi. Çin, burada da insanlık dışı bir uygulama ortaya koyarak kurşuna dizdiği kişilerin ailesinden kurşun parası aldı. Kurşunun tanesi ise 50 yen. Türkleri ’terörist’olarak gösteren 1 milyon yen bütçeli filmler yapılıyor.”
250 bin tutuklu
Yine 11 Eylül tarihinden sonra ülkede 145 tane ağır, 30 tane de toplama kampı oluşturulduğunu belirten “Uluslararası kaynaklara göre 250 bin Doğu Türkistanlı Müslüman Türk siyasi tutuklu bulunuyor. Her ay 20 ila 30 arasında Müslüman Türk tutuklu işkenceden dolayı hayatını kaybediyor. Çin, bunun yanında ülkeye mahkum transferi de yapıyor. 1991-1994 yılları arasında ülkede 40 bin mahkum istihdam edilirken, 2001 yılından itibaren ülkeye 1 milyondan fazla mahkum yerleştirildi” ifadesini kullandı.




