Halide Edip’i anmak

Benim yazı serüvenim, çoğu zaman bir masa başında değil; bir kitap sayfasının kenarında, bir cümlenin altı çizilmiş yerinde, bir ruh hâlinin içine sığınmış halde başladı. O ilk günlerden bu yana, ne zaman kalemim duraksasa, ne zaman mesleğimin yükü omuzlarımı ağırlaştırsam, zihnimde hep aynı isim belirdi: Halide Edip Adıvar. Benim için o, edebiyat tarihinde bir madde başı ya da bir akademik referans olmadı hiçbir zaman. O, yolumu açan, yazarken önümde yürüyen, mesleğimi anlamlandırırken sırtımı yasladığım asli rehber oldu. Bugün bir köşe yazısını kaleme alırken taşıdığım sorumluluk, bir cümleyi okura emanet ederken hissettiğim vicdan duygusu ve her satırda hakikate yaklaşma çabam, büyük ölçüde onun metinlerinden içime sinmiş bir ahlâkın sonucudur.
Kalemim her yorulduğunda, mesleğimin yükü omuzlarımı her ağırlaştırdığında zihnimde tek bir isim beliriyor: Halide Edip Adıvar. Benim için o, edebiyat tarihinde bir başlık değil; yazarken yolumu aydınlatan, her satırda sorumluluk duygusunu hatırlatan asıl rehberdir. Bugün kelimelerle kurduğum her cümlede, onun metinlerinden içime sinmiş bir vicdanın izini taşırım; sanki yazı masamın bir köşesinde hep o oturur ve bana “susma” der.
Sultanahmet Meydanı’nda işgal günlerinde yükselen o gür sesi, Kurtuluş Savaşı’nda cephede “Halide Onbaşı” olarak taşıdığı üniformayı düşündükçe, yazının sadece estetik değil, bir duruş olduğunu daha iyi anlıyorum. “Ateşten Gömlek”, “Vurun Kahpeye” ve “Türkün Ateşle İmtihanı” benim için sadece roman değildir; her biri mesleğimin ahlâkını öğreten derslerdir.
Vefatının 62. yılında, Türk edebiyatının ilk savaş romancısını, bu ülkenin vicdanını ve benim yazın serüvenimdeki en büyük yolbaşçımı rahmetle, minnetle ve kalbimde derin bir özlemle anıyorum.
9 Ocak 2026




