İlk defa gibi Sivas’a gitmek

Sivas’a her gelişimde adımlarımın yönü bellidir. Defalarca gittim, her seferinde aynı hayranlıkla o kadim taşlara dokundum. Çünkü Sivas’ın kalbi, medreselerin ve hanların gölgesinde atar.
İlk durağım yine Şifaiye Medresesi olur. Hem şifa hem ilim yuvası… Avlusundaki Sultan I. İzzeddin Keykavus Türbesi, hâlâ sessiz bir huzurla karşılar insanı.
Bir adım ötede Buruciye Medresesi, taşlarındaki zarafetle zamana meydan okur.
Karşısında Çifte Minareli Medrese, göğe uzanan iki mavi dua gibidir.
Biraz ilerideki Gök Medrese, adını aldığı mavilikle gökyüzüne karışır; her köşesinde inancın ve bilginin izleri saklıdır.
Ve elbette Taşhan ile Behram Paşa Hanı… Bir zamanların kervan durağı, ticaretin kalbi, misafirin sığınağı. Bugün hâlâ o taş duvarların arasında geçmişin ayak sesleri yankılanır.
Eğer yine gidersen…
Şifaiye’nin avlusunda sessizce dur, taşların arasındaki duayı hisset.
Çifte Minareli’nin minarelerine bak, göğe karışan mavi sessizliği dinle.
Buruciye’nin avlusuna otur, rüzgârın taşıdığı geçmiş kokusunu içine çek.
Gök Medrese’nin kapısından geçerken bir zamanlar burada okunan duaları hatırla.
Taşhan’da bir kahve söyle, tarih kokan duvarların arasında soluklan.
Behram Paşa Hanı’nın taş avlusunda birkaç dakika otur, yüzyıllık bir ticaretin izlerini duy.
Ve gitmeden önce meydanda başını kaldırıp bir kez daha bak —
Çünkü Sivas’ta her taş, her kubbe, her han ve her medrese “ben hâlâ buradayım” der, geçmişin kalbinden bugüne.
Ekim 2025-Sivas




