“İnkılâbın büyük teşkilatçısı” TALAT PAŞA

“İnkılâbın büyük teşkilatçısı”… Bu tanımlama Mustafa Kemal Atatürk’e ait. Talat Paşa’nın şehit edildiği haberi geldiği zaman, Atatürk gözyaşlarını tutamıyor ve “Vatan büyük bir evlâdını, inkılâp büyük bir teşkilatçısını kaybetti” diyor
Günümüzde Talat Paşa denildiğinde birileri böğürmekte ve içinde ne kadar kin varsa geçmişten kaynaklanan kuyruk acısı ile kusmaktadır. Çünkü bunlar birilerinin ektiği tohumların torunları ve gerçekte Talat Paşa bahanesi ile Atatürk’e de saldırmanın kılıfının ön hazırlığıdır bu düşmanlığın perde ardında yatan.
Evet, efendim geçtiğimiz hafta sonu yaptığım İstanbul ziyaretimde Âbide-i Hürriyet Meydanında bulunan kabrinde Enver Paşa’nın ardından Talat Paşa’yı da kabri başında ziyaret ettim. Geçtiğimiz yazı da uzun uzun sizlere Âbide-i Hürriyet Meydanından bahsetmiştim. Bu yazımızda ise Talat Paşa üzerine yazıp anlatmaya gayret edeceğim.
Kimdi Talat Paşa?
Türk tarihindeki yeri neydi?
Talat Paşa’yı ve onun örgütü İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni ve Hürriyet Devrimini anlamadan 20. yüzyıl Türk tarihini ve Hürriyet Devrimi’nin yarattığı politik altüst oluşun günümüzde de devam eden izlerini anlamak mümkün değildir.
Tam adıyla Mehmet Talat Bey, 4 Şubat 1917’de Sadrazam oluyor ve Paşa unvanını alıyor. Osmanlı’da paşa unvanı yalnızca askerlere özgü değildir; sadrazam olanlara da paşa unvanı veriliyor. Böylece Osmanlı tarihinde ilk kez, halk tarafından seçilen bir milletvekili, bir dönem posta memuru olarak çalışmış, halktan bir kişi, bu göreve geliyor.
“Talat Paşa, Cumhuriyet ve sonrasına kadar uzanan siyasal gelişmelerin kaynağında bulunan anahtar kişidir. O ve İttihat ve Terakki Cemiyeti, bugünün Türkiye’sinin temellerini atanlardır. Bu inkâr edilemez.” Bu açıklama Talat Paşa kitabının yazarı Tevfik Çavdar’a ait. Çavdar onu, “Bir Örgüt Ustası” olarak nitelendiriyor. Kitapta pek çok durumdan hareketle Paşa’nın bu alandaki ustalığı anlatılıyor. Muhakkak okumanızı tavsiye ediyorum.
Talat Paşa, 15 Mart 1921 günü, bir Ermeni tarafından, Berlin’de evinin bulunduğu sokakta vurularak şehit edildi. Çevredekiler tarafından suçüstü yakalanan katil yargılandı. “Ermeni kurtuluş hareketinin” bir gösteri alanına dönüştürülen mahkemede, katil beraat ettirildi.
Katilin İngilizler tarafından Berlin’e gönderildiği, onlardan talimat ve para aldığını, polise itiraf ettiği, Ankara’da, bir Amerikan ajansına atfen duyuruluyor. Bu haber Ankara’ya ulaştığında, Mustafa Kemal gözyaşlarını tutamıyor: “Vatan büyük bir evlâdını, inkılâp büyük bir teşkilatçısını kaybetti” diyor.
Talât Paşa, yurtdışında olduğu süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini kabul ediyor. Onu yürekten destekliyor. Onun için vatanın yararı her türlü kişisel kaygının üstündedir. Talât Paşa, özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet için kararlılıkla, cesaretle, umutla mücadele ediyor. Vazgeçmiyor. Ben ben diyen biri değildir. Vatan için mücadelede komutan olduğu gibi nefer de olabilir. İkisi için de aynı derecede gönüllüdür.
Tüm Türkleri ve Müslümanları İngiliz emperyalizme karşı mücadele etmeye çağırıyor. Tüm çabasını bu hedefe yönetiyor. Mustafa Kemal'in kurtuluş mücadelesinin neredeyse Berlin'deki temsilcisi gibi çalışıyor. Mustafa Kemal'e yolladığı mektuptaki sözleri bunu kanıtlıyor. Kendisinden “askerce bir itaat” beklenebileceğini belirtiyor. Mektubun son satırları yüreğinin Anadolu’daki mücadeleyle attığını gösteriyor: “Bizlere gelince istediğiniz şekle girmek, istediğiniz tarzda çalışmak, arzu ettiğiniz hususi ve umumi türlü fedakârlığı yapmak en büyük emelimizdir. Muvaffakiyetinize bütün kalbimizce duacıyız.”
Talât Paşa ve diğer İttihatçı önderlerin başardıkları, yarım bıraktıkları veya başaramadıkları… Başardıklarının kazanımlarını yaşıyoruz. Yarım bıraktıklarının önemli bir kısmını, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde aynı kadronun “cumhuriyetçileri” tamamladı.
Buraya bir parantez açarak Talat Paşa’nın kişiliğini anlamamıza yardım edecek birkaç küçük anekdot vereceğim; Talat Paşa alçakgönüllü ve cesurdur. En büyük düşmanına bile açıktan, cepheden hücum eder. Yalan ve iftirayı düşmana karşı bile bir silah olarak kullanmaz. Çıkarcı değildir. Vatanı için ve Türklüğün yükselmesi uğruna her türlü özveriyi göze alacağı bilinir. Başbakan olduğunda sadaret konağına taşınmaz, Yerebatan’daki küçük kiralık evinde kalır. Kendine bir ev satın alması için Padişah’ın yardım (ihsan) teklifini kabul etmez. Evinden sefer tası ile getirdiği yemekleri yer. Ekmek sıkıntısı çekildiğinden, beyaz buğday unundan yapılmış ekmekler, sadece hastanelere verilmektedir. Halka da her türlü tahılın karışımı ile yapılan siyah, sert bir ekmek verilebilmektedir. Bir gün evine geldiğinde bir sepet beyaz ekmek görür; Eşi ekmeklerin askeri levazımat reisi İsmail Hakkı Paşa tarafından gönderildiğini söyler. Talat paşa; “Biz, ekmeğimizi mahallemizin fırınından vesikayla alıyoruz. Bu ekmeğe ihtiyacımız yok.” der ve geri gönderir. Nazırlığı sırasında da seyahatler için aldığı harcırahların harcadığından artan miktarını, “Ben hakkım olmayan parayı almam!” diyerek, iade etmiştir.
İşte bu cesur, mütevazı, dürüst ve halk adamı Talat, Selanik kahvelerinde ne ise, bakan ve başbakan olduğunda da aynı Talat’tır. Başbakan olduğunda kendisine mecburen verilen Paşa unvanından da “Kahvehanelere, halkımın arasına girmekten beni alıkoyar” düşüncesiyle hoşnut olmayacaktır.
Talat Paşa’nın Türklüğe ve Türk İstiklâl Harbi’ine giden sürece katkısını bilerek, ondan nefret eden dışarıda Batılılar, içeride Ermeniler ve Türk düşmanları, onun hakkındaki tezviratların da kaynağıdırlar. 1913-1916 dönemi ABD İstanbul Büyükelçisi Morgenthau, Büyükelçi Morgenthau’nun öyküsü isimli kitabında Talat Paşa’dan söz ederken “Türk ve Müslüman olmadığını” yazabilmiştir. Ona, ilk memuriyetinin posta idaresi olduğunu ima ederek “Postacı Talat” veya Edirne’de doğuşuna izafeten “Çingene Talat” yakıştırması yapanlar, hep bu malum çevrelerdir.
Meclisi Mebusan üyesi arkadaşı Hüseyin Cahit Yalçın, “Bizim Talat” dediği arkadaşı için şöyle der; “İşte bu ‘Bizim Talat’ yavaş yavaş, sadece kendi saf ve samimi hizmetleri, yararlıkları sayesinde hepimizin Talat’ı oldu, memleketin Talat’ı oldu, vatanın Talat’ı oldu.” Tüm bu meziyetleri ile oluşan “Talat Karizması” onu, bünyesinde çok iyi yetişmiş ve iddialı insanların bulunduğu “İttihat ve Terakki”nin tartışılmaz lideri yapmıştır.
Anadolu’ya döneceği günü sabırsızlıkla bekleyen Talat Paşa, 15 Mart 1921’de İranlı bir Ermeni tarafından, Berlin’de evinin bulunduğu sakakta vuruluyor. Çevredekiler tarafından yakalanan katil yargılanıyor. Alman yetkili makamlarının katilin cezasını mutlaka göreceğini söyleyen demeçlerine karşın, Türklerin gösterdiği savunma tanıkları dahi dinlenmeden – Ermeni kurtuluş hareketinin bir gösteri alanına dönüştürülen - mahkemede, katil beraat ettiriliyor. Katilin İngilizler tarafından Berlin’e gönderildiğini onlardan talimat ve para aldığını polise itiraf ettiği bilgisi Ankara’da, bir Amerikan ajansına atfen duyuruluyor.
25 Şubat 1943’te Alman Hükümetinin izniyle Türkiye’ye gönderilen Talât Paşa’nın naşı, görkemli bir törenle “Hürriyeti Ebediye” tepesine gömülüyor. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve diğer pek çok yönetici cenaze törenine katılıyor ve eski önderlerini saygıyla selamlıyorlar. Diğer hürriyet şehitlerinden; Enver Paşa’nın, Eyüp Sabri Bey’in ve Atıf Bey’in mezarları da “Hürriyeti Ebediye” tepesindedir. Onlar artık “sonsuz hürriyetin toprağında” yatıyorlar.
Berlin’de Anadolu kurtuluş hareketinin başarısı için çalıştı. Mustafa Kemal ile ilişki kurdu. İngiliz yetkililerin kendisine yaptıkları “Sevr’i yürürlüğe koymak kaydıyla tekrar başbakanlığa getirilmesi” teklifini reddetti. Ancak “Sevr’den vazgeçerseniz, teklifinizi Ankara’ya götürürüm” dedi.
Atatürk de, 29 Şubat 1920’de Talât Paşa’ya yazdığı çok uzun bir mektupta, onu siyasi durum ve Türk İstiklâl Hareketi hakkında bilgilendiriyor ve şöyle diyordu: “Bir yıldan bu yana Avrupa’daki mesainiz memnuniyet vericidir. Aynı tarzda mesai sarfına devam etmek, daha faydalı neticeler verecektir.”
Talat Paşa ve Türk İstiklâl hareketinin önünü açan vatansever sıfatını gerçekten hak eden bu insanlar, emperyalist tetikçileri Ermeniler’in suikastlarına maruz kalmışlardır. Talat Paşa ve Dr. Bahaeddin Şakir Berlin’de, Cemal Paşa Tiflis’te, Sait Halim Paşa Roma’ da Ermeniler tarafından katledilmişlerdir. Önceki yıllarda kendilerine muhalif olan, Hürriyet ve İtilaf Partisi’nden Şerif Paşa’nın, Talat Paşa ve arkadaşlarının öldürülmesi için Ermeni çeteci İsteban Sabah Gülyan’a yirmi bin Frank verdiği düşünülürse, zaten bu insanların ülkelerinde de ölümle burun buruna yaşadıkları anlaşılacaktır. Talat Paşa’nın “Bana yatakta ölmek nasip olmayacaktır” öngörüsü, bu gerçeğin ifadesiydi. Ruhlar şad olsun. Vatan onlara minnettardır.




