
Köşe Yazısı
12 Yaşındaki Seher’in İki Ülke Arasında Kalan Hayalleri…

“Çocuk gülmüyorsa batsın bu dünya!” deriz hep. Çünkü bir çocuğun yüzünde tebessüm yoksa mutluluğun, huzurun, geleceğe dair kurulan bütün güzel cümlelerin ne anlamı var?
Doğduğum günden bu yana Bursa’nın Orhangazi ilçesine bağlı Hürriyet Mahallesi’nde yaşıyorum. Mahallemin en sevdiğim özelliği, yıllar geçse de yardımlaşma ve komşuluk duygularını kaybetmemiş olması. İnsanların birbirinin derdiyle dertlendiği, kapıların ve gönüllerin birbirine açık olduğu, özünü korumayı başarmış bir mahalle burası.
Bugün sizlere bu mahallede yaşayan küçük bir kız çocuğundan bahsetmek istiyorum.
Adı Seher… Henüz 12 yaşında.
Suriye’de yaşanan savaşın, kadınların ve çocukların çektiği acıların pek çok örneğine tanık oldum. Ancak bazı hayatlar vardır ki insanı derinden etkiler.
Seher’in hayatı da bunlardan biri.
Suriye’de savaşın en ağır dönemlerinde henüz bebekken ailesiyle birlikte ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış. Önce Adana’ya, ardından Bursa’nın Orhangazi ilçesine gelmişler. Yedi çocuklu Suriyeli bir ailenin kızlarından biri Seher.
Henüz 12 yaşında ama konuştuğunuzda karşınızda bir çocuk değil, hayatın bütün ağırlığını omuzlarına yüklemiş bir insan var sanırsınız.
Çünkü savaş yalnızca şehirleri, evleri, sokakları yıkmıyor. Çocukların çocukluğunu da ellerinden alıyor.
Seher’in de hayalleri var. Umutları, geleceğe dair beklentileri var. Fakat yaşıtlarının oyunlarla, okulla, arkadaşlıklarla geçirmesi gereken yılları, ailesinin yaşadığı büyük sıkıntıların gölgesinde geçiyor.
BİR AİLE, İKİ ÜLKE, TEK UMUT…
Suriye’de rejim değişikliğinin ardından ülkelerine geri dönmeye başlayan ailelerden biri de Seher’in ailesi.
Babası, oğullarından biriyle birlikte şu anda Suriye’de. Savaşta yıkılan, harabeye dönen evlerini yeniden inşa etmeye çalışıyorlar.
Annesi ve diğer kardeşleri ise Orhangazi’de.
Tarım işçiliği başta olmak üzere bulabildikleri işlerde gece gündüz çalışıyorlar. Kazandıkları parayı, kendi ihtiyaçlarından kısarak Suriye’deki babalarına gönderiyorlar.
Gerekirse aç kalmayı göze alıyorlar.
Yeter ki ev tamamlansın.
Yeter ki yıllardır ayrı kaldıkları topraklarda yeniden bir yuva kurabilsinler.
PEKİ YA SEHER’İN HAYALLERİ?
Ailenin bütün beklentisi Suriye’deki evin tamamlanması ve ülkelerine geri dönmek.
Ancak Seher için durum farklı.
O, Türkiye’de büyümüş. Bu ülkenin kültürünü benimsemiş, arkadaşlıklarını burada kurmuş. Bildiği, alıştığı, kendisini ait hissettiği hayat burada.
Suriye’ye dönmek istemiyor.
Bir tarafta ailesinin yıllardır kurduğu memlekete dönüş hayali, diğer tarafta 12 yaşındaki bir kız çocuğunun Türkiye’de kalma isteği var.
Babası yıkılan evlerini yeniden inşa etmeye çalışırken Seher, burada kurduğu hayatı kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya.
Bir ev yeniden yapılabilir. Peki, bir çocuğun yarım kalan hayalleri nasıl tamamlanır?
RUTUBETLİ DUVARLAR ARASINDA BİR ÇOCUKLUK…
Seher’in annesi ve kardeşleriyle birlikte Orhangazi’de yaşadığı evin şartları ise insanın içini acıtacak durumda.
Her tarafından su alan, rutubetle kaplanmış, elektrik kullanmaya dahi korkulan bir ev…
Isınmak için yakılan soba da ancak bir yere kadar çare olabiliyor.
Bir tarafta geçim mücadelesi, diğer tarafta sağlıksız yaşam koşulları.
Üstelik bu şartlarda büyümeye çalışan çocuklar var.
Seher de onlardan biri.
Daha 12 yaşında. Ne savaşın sorumlusu ne ailesinin yaşadığı yoksulluğun ne de iki ülke arasında kalmış bir hayatın…
Ama bütün bunların ağırlığını taşıyor.
SEHER’İN GÜLÜŞÜNE SAHİP ÇIKMAK…
Yıllardır yaşadığım Hürriyet Mahallesi’nin komşuluk ve dayanışma kültürüne duyduğum güven tam da böyle zamanlarda anlam kazanıyor.
Seher ve ailesinin yaşadığı koşullar, yalnızca bir ailenin geçim meselesi değil. Özellikle çocukların sağlıklı, güvenli ve insanca şartlarda yaşama hakkıyla ilgili.
Bu ailenin bugün en temel ihtiyacı, Suriye’deki ev tamamlanana kadar güvenli ve sağlıklı bir ortamda yaşayabilmek.
Seher’in hangi ülkede yaşayacağına ilişkin kararı ailesi verecek. Ancak onun duygularının, korkularının, isteklerinin ve geleceğe dair hayallerinin de duyulması gerekiyor.
Çünkü çocukların yalnızca karınlarını doyurmak, başlarını sokacak bir çatı bulmak yetmez. Onların kendilerini güvende hissetmeye, sevilmeye, anlaşılmaya ve çocukluklarını yaşamaya da ihtiyaçları var.
Ben bugün Seher’in hikâyesini paylaşırken ne acılarını büyütmek ne de yaşadıklarını istismar etmek istiyorum.
Sadece 12 yaşındaki bir kız çocuğunun sesinin duyulmasını istiyorum.
Savaşın yıktığı evler yeniden yapılabilir. Rutubetli duvarlar onarılabilir. Maddi sıkıntılar dayanışmayla hafifletilebilir.
Ama bir çocuğun kaybettiği çocukluk yıllarını geri getirmek mümkün değil.
Seher’in gülmesini istiyorum. Bütün çocukların gülmesini istiyorum.
Çünkü hep söylediğim gibi:
Çocuk gülmüyorsa batsın bu dünya!
Muharrem Değirmen
7 Kasım 2026



