
Köşe Yazısı
Bekir Aydın ve Oda Seçimlerine Müdahalesi!

Bekir Aydın ve Oda Seçimlerine Müdahalesi!
Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde herkes yönetim kurulu başkanlığına kilitlenmiş durumda ama görünen o ki asıl hesap meclis başkanlığı üzerinden yapılıyor. Kulislerde isimler havada uçuşuyor, aynı makam için farklı kişilere söz verildiği konuşuluyor. Önce Nizamettin Alkan ile masaya oturuluyor. Alkan, Meclis Başkanlığı istiyor ve bu kabul edilmeyince de Alkan, gurubundan bağımsız adaylığını açıklıyor. Cem Kapitan ile hareket eden listede önce Mesut Keskin’in, ardından Neriman Sezer’in meclis başkanlığı için düşünüldüğü, sonra da ise sözlerin Taner Aydın üzerinde durulduğunu hatta söz verildiği yönünde bilgiler geliyor. Tabii ki bunların şimdilik seçim kulislerinde konuşulan iddialar olduğunun altını çizelim.
Daha vahim olanı ise Belediye Başkanı Bekir Aydın’ın seçim sürecinde telefon trafiği yürüttüğü ve kardeşi Taner Aydın’ın meclis başkanlığı için destek aradığı yönünde kulislerde dolaşan bilgiler. Ancak Bekir Aydın’ın OTSO’ya yabancı olmadığı da bilinen bir gerçek; kendisi 2009-2013 yılları arasında OTSO Meclis Başkanlığı yaptı. Ticaret ve Sanayi Odası belediyenin arka bahçesi, meclis başkanlığı da aile içinde devredilecek bir makam değildir. Baba, oğul, kardeş hesabıyla kurumların çevresine duvar örülürse bunun adı temsil değil, hanedanlık hevesi olur. Orhangazi’nin belediye başkanının işi, esnafı ve sanayiciyi telefonla yönlendirmek değil; belediyeyi yönetmektir. Asıl bomba ise önceki akşam yapılan toplantıda meclis üyesi adayı olmayıp eşi adına toplantıya katılan kişiye diğerleri; “Sen aday değilsin ne işin var?” gibisinden soru sorunca alınan cevap; “Bekir Başkan yolladı beni gurubu toparlamak adına” deyince 3 isim daha “bizde Bekir Başkanın ricası ile meclis üyesi adayı olduk” diyor. Ve asıl bomba birisi ayağa kalkıyor toplantıyı terk edip adaylıktan çekildiğini söylüyor.
Arka Planda ise hesapların Taner Aydın'ın meclis başkanı yapılması için, kendi ailesi içinde karar alındığı ve abisinin bu yönde çalıştığına dair bir çok bilgi geliyor.
Sen bırak Bekir Aydın odalara ayar vermeyi. Ziraat Odasına karşı aday çıkar, kardeşin üzerinden hanedanlık sistemi görüntüsü vermeye kalk. OTSO üyesi de Ziraat Odası Üyesi de kime oy vereceğine kendi iradesiyle karar verecek kadar akıl ve irade sahibidir. Odaya başkan arıyorsanız bırakın odanın üyeleri arasın; belediyeden meclis başkanı tayin etmeye kalkmayın.
BALIKÇI DENİZE KÜSTÜRÜLÜYOR
Orhangazi’de tezgâhlarda balık var ama o balığın tezgâha gelene kadar çekilen çilesini bilen yok. Orhangazi’ye balık sağlayan Marmara ve Karadeniz’deki orta ölçekli tekne balıkçıları artık dayanma sınırında. Mazot 100 lirayı geçmiş, ağından bakımına, personelinden nakliyesine kadar her kalem katlanmış durumda. Balıkçı esnafının verdiği palamut örneği bile tabloyu anlatmaya yetiyor. Kayık çıkışı yaklaşık 30 lira olan palamut aynı hafta Orhangazi tezgâhlarında 100-150 liraya kadar satılıyor. Vatandaş pahalı balık alıyor, tezgâhtaki esnaf artan giderlerden yakınıyor, denizdeki balıkçı ise para kazanamadığını söylüyor. Kısacası zincirin iki ucundaki de memnun değil. Bir yerlerde bu işin hesabı artık doğru yapılmalı.
Balıkçılık masa başından yönetilecek bir iş değil. Tekneyi limandan çıkarmanın bedeli her geçen gün artarken balıkçıdan ucuz ürün beklemek de mümkün değil. Mazot fiyatı bu seviyelerde kaldıkça küçük ve orta ölçekli teknelerin denizde kalması giderek zorlaşacak. Bugün “Böyle giderse balığa çıkmayacağız” diyen balıkçının sözünü sıradan bir yakınma olarak görenler yarın tezgâhlar boşaldığında bunun bedelini daha ağır öder. Tarımda çiftçi, hayvancılıkta besici nasıl üreticiyse denizde ağ atan balıkçı da üreticidir. Üreten insanı maliyetlerin altında ezip ardından ucuzluk beklemekle ekonomi yönetilmez. Balıkçının teknesini limana bağlatırsanız yalnız balıkçılığı değil, geçimini bu sektörden sağlayan esnafı da tüketicinin uygun fiyatla balığa ulaşma imkânını da bitirirsiniz.
ORHANGAZİ’NİN SÖZÜ
“Çiftçiyi Günah Keçisi İlan Ettiniz, Peki Su Nerede? Suyu Manda mı İçti, Manda Suya mı Düştü?”
Orhangazi Ziraat Odası Başkanı Dinçer Dimrit
HAFTANIN FOTOĞRAFI
Orhangazi’de yol yapımında yeni dönem:
Asfalt belediyeden, rota Fatma Betül Sayan yalnız değilmiş!!!
NOSTALJİ
1932’DE EKİN DENİYORDU, BUGÜN “EKME” DENİYOR!
27 Haziran 1932 tarihli Son Posta Gazetesi, Orhangazi’den bütün Türkiye’ye “Bu sene pirinç ziraatine ehemmiyet veriliyor” diye haber geçiyordu. İlçede 1000 dönüm arazinin pirinç üretimine ayrıldığı yazılıyor, Bursa Ziraat Müdürlüğünün bölgede inceleme yaptığı belirtiliyordu. Demek ki 94 yıl önce mesele üretimi durdurmak değil, üretimi artırmak; çiftçiyi tarladan uzaklaştırmak değil, toprağı değerlendirmekti. Orhangazi’nin çeltiği, ulusal gazetelerin “Memleket Haberleri” sayfasına girecek kadar önemliydi.
Aradan neredeyse bir asır geçti; bugün Orhangazi’de çeltik ekimi yasak. İşte tarımda geldiğimiz noktanın özeti budur. 1932’nin imkânlarıyla “daha fazla üretelim” denilen yerde, 2026’da çiftçiye “ekme” deniliyor. Suyu, gölü ve tarımı yıllarca doğru yönetemeyenlerin çıkardığı faturanın üreticinin önüne konulması ise işin en acı tarafı. Dün devlet çeltiğin peşindeydi, bugün çiftçi yasakların altında. Nereden nereye değil; üretimden yasağa, tarladan çıkmaza!
TARİHİNE SAHİP ÇIKAMAYAN ŞEHİR!
Orhangazi’nin merkezinden en uzak köy mezarlığına kadar aynı acı manzarayla karşılaşıyoruz. Osmanlı döneminden kalan, üzerindeki kitabeleriyle bir insanın adını değil, bu şehrin geçmişini taşıyan mezar taşları kırılıyor, devriliyor, toprağa gömülüyor ve her geçen yıl biraz daha yok oluyor. Yüz yılı, kimi yerde daha fazlasını geride bırakmış bu taşlar sıradan birer mezar taşı değildir; Orhangazi’nin nüfus kaydı, aile hafızası, sosyal tarihi ve kültürel mirasıdır. Bugün okunabilen bir kitabe yarın tamamen parçalandığında yalnızca bir taş değil, geri getirilmesi mümkün olmayan bir tarihî belge kaybolacaktır.
Asıl düşündürücü olan ise bu kaybın yıllardır göz göre göre sürmesidir. Orhangazi Kaymakamlığı, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Orhangazi Belediyesi, ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve tarih-kültür alanında çalışan kuruluşlar artık kapsamlı bir envanter ve koruma çalışması başlatmalıdır. Merkez ve köy mezarlıkları tek tek taranmalı; Osmanlıca kitabeler okunmalı, fotoğraflanmalı, kayıt altına alınmalı, kırık ve devrilmiş tarihî taşlar uzmanlar eliyle korunmalıdır. Park yapmak, yol yapmak kadar bir şehrin hafızasını korumak da yerel yönetimin sorumluluğudur. Bugün sahip çıkmadığımız mezar taşlarını yarın fotoğraflarda aramak istemiyorsak harekete geçmenin zamanı çoktan gelmiştir. Orhangazi’nin tarihi mezarlıklarda sessiz sedasız yok oluyor.





