
Köşe Yazısı
Ah canım kaymakamım, Ah be abim…

Bugün aldığım haberle içime çöken ağırlığı tarif edecek bir kelime yok. Sabah telefon çaldı, sesin yoktu ama haberin vardı. O an içime bir şey saplandı; sanki biri ruhumun ortasına bir taş bıraktı. Ne yazsam eksik kalıyor, ne söylesem seni anlatmaya yetmiyor. Çünkü sen bir kaymakamdan öte bir insandın, bir abiydin, bir dosttun, bir candın.
Orhangazi’ye hizmet ettiğin o beş yıl boyunca sadece makamında oturan bir devlet adamı değildin. Sokakta yürürken selam verdiğin vatandaşın gözünün içine bakan, taziyesinde yanında duran, düğününde mutluluğunu paylaşan bir insandın. Biz seni hep öyle bildik: Makamı değil, insanlığı önde olan biri olarak. Seninle çalışan herkes bilir; kapısı kapalı olan bir kaymakam değildin. Telefondan ulaşılabilen, sorunu duyunca yerinde çözen, bir tek insanın bile derdini hafifletebilmek için gece gündüz koşan biriydin.
İşte o yüzden bugün bu acı haber hepimizin yüreğini aynı anda deldi geçti. Hüzün çöktü üstümüze. Kelimeler boğazıma düğümlendi. Seni kaybettiğimize hâlâ inanamıyorum.
İyi insan olmak kolay değil. Ama sen bunu ilmek ilmek işlemiş bir hayat sürdün. Gülüşünle, sabrınla, ağırbaşlılığınla, devlet adamlığınla, ömrüne kattığın iyiliklerle... Orhangazi seni unutmuyor abim. Bu şehir senin emeğini, duruşunu, adamlığını unutmaz. Çünkü sen sadece görev yaptığın bir yer bırakmadın; gönüllerde bir iz bıraktın.
Şimdi arkandan sadece bir makam sahibi değil, bir insanın gidişine ağlıyoruz.
İnsandın sen.
Bunun üzerine çok şey yazılır ama insan kelimesi tek başına seni anlatmaya yetiyor.
Rabbim mekanını cennet eylesin.
Ruhun şad olsun güzel yürekli abim.
Bugün çok üzgünüm, çok.





