1936’NIN DEVLET AKLI, 2026’NIN PROTOKOL MEMURLARI

Cumhuriyet Gazetesi’nin 5 Ekim 1936 tarihli haberine bakıyorsunuz; yolun olmadığı, imkânların sınırlı olduğu bir dönemde devlet İznik Gölü’nü kalkınmanın parçası haline getirmeye çalışıyor. Göl ulaşımı planlanıyor, iskeleler düşünülüyor, turizm hedefleniyor, ekonomik hareketlilik hesaplanıyor. Yani bundan doksan yıl önce bu memleketi yöneten insanlar masa başında nutuk atmıyor, gerçekten vizyon üretiyordu. Bugün ise Orhangazi’ye bakıyorsunuz; gölü kuruyan, sahilleri yok olan, tarımı can çekişen bir ilçede kaymakamlık makamı hâlâ birkaç tören, birkaç ziyaret ve protokol fotoğrafıyla günü kurtarma derdinde. Yerel yönetimler deseniz ayrı bir facia. Her seçim döneminde İznik Gölü üzerinden hamaset yapanlar, iş icraata gelince ortadan kayboluyor. Ne ulaşım vizyonu var, ne turizm planı var, ne çevre politikası var, ne de Orhangazi’yi geleceğe taşıyacak bir devlet ciddiyeti… Çünkü mesele hizmet etmek değil; makam arabasıyla gezip yönetici görüntüsü vermek olmuş durumda.
İşin daha acı tarafı şu; 1936’da göle motor indiren irade vardı, bugün gölü kurtaracak irade yok. Çünkü bu ilçeyi yönetenlerin önemli bir kısmı Orhangazi’yi anlamıyor, hissetmiyor, okumuyor. İznik Gölü ölürken susan bir kaymakamlık anlayışıyla, günübirlik reklam peşinde koşan yerel yönetim zihniyetiyle Orhangazi’nin geleceği inşa edilemez. Bugün göl kıyısında poz verenler, yarın çocuklarına kurumuş bir göl, betonlaşmış bir kıyı ve tükenmiş bir şehir bırakacak. Ve kimse kusura bakmasın; bunun adı kader değil, düpedüz beceriksizliktir. Çünkü vizyonu olmayan yöneticiler sadece bugünü tüketmez, bir şehrin geleceğini de çürütür. Orhangazi bugün tam olarak bunu yaşıyor. 90 yıl önceki devlet aklı göle motor indirirken, bugünün yöneticileri bırakın motoru, gölün içinde kalan son suyu bile koruyamıyor. Tarih bazı dönemleri altın harflerle yazar, bazı dönemleri ise utanç vesikası olarak arşive kaldırır. Orhangazi’nin bugünkü yönetim anlayışı maalesef ikinci gruba doğru hızla sürükleniyor.
“Bugün Duymayanlar, Yarın Arşivlerde Gerçeği Arayacak”
Derler ya; bazı insanların hakkı yaşarken verilmez diye… Mesele tam da budur. Çünkü vizyon dediğimiz şey, sadece seçim dönemlerinde kürsüden “lojistik üs olacağız” demekle oluşmaz. Vizyon; geleceği bugünden okuyabilmek, riskleri önceden görebilmek ve şehrin kaderini günü kurtaran siyaset anlayışına teslim etmemektir. Orhangazi’de yıllardır hemen her siyasi aktör lojistikten bahsetti. Demiryolu dendi, liman bağlantısı dendi, depolama ve taşımacılık merkezi olacağız dendi. Ama iş icraata geldiğinde her şey bir sonraki seçimin vaadine ertelendi. Proje üstüne proje açıklandı, dosyalar raflara kaldırıldı, ardından yine aynı cümle kuruldu: “Bu iş böyle gelmiş, böyle gider…” Oysa insan ömrü gibi şehirlerin kaderi de sonsuz değildir. Zaman değişir, dengeler değişir, fırsatlar kaçınca geriye sadece gecikmiş pişmanlık kalır.
Bugün yazılanlar belki birilerini rahatsız ediyor, belki küçümseniyor, belki de ağır eleştiriliyor. Ama yarın dönüp arşivler açıldığında, birileri bu satırlara bakıp “Adam yıllar önce söylemiş” diyecek. Hatta bugün hoyratça eleştirenlerin bir kısmı, “Ne kadar da haksızlık etmişiz” demek zorunda kalacak. Çünkü gerçek fikirler çoğu zaman alkışı hemen değil, zamanı gelince alır. Tarih de zaten en büyük hakkaniyet terazisidir.
Mesele Sadece Yol Değil, Vizyon Meselesidir
Hz. Musa, denizi yarıp ümmetini Firavun’un zulmünden kurtardığında yanında kutsal emanetler de vardı, evladı da vardı, inananlar da… Ancak o büyük kurtuluşun üzerinden çok geçmeden, sadece kırk günlük bir ayrılıkta aynı topluluğun yeniden buzağıya yöneldiğini gördü. Kur’an’ın anlattığı bu tablo, insanlığın hakikati anlama konusundaki zaafını da gözler önüne serer. Daha sonra “Ey Musa, Rabbin için savaşacağız” diyenler, savaş vakti gelip imtihan büyüyünce “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyerek geri çekildiler. Demem o ki; mesele sadece görmek değil, gördüğünü zamanında anlayabilmek meselesidir. Karşınızda bir peygamber dahi olsa, insanlar bazen hakikati ancak zaman geçince kavrayabiliyor.
Bugün yaşanan bazı tartışmalar ve gerçeklerde biraz böyledir. Yıllar öncesinden söylenenleri o gün anlamayanlar, bugün hâlâ eski alışkanlıkların ve dar hesapların içinden meseleye bakıyor olabilir. Bu yüzden bazı sektörlerin dönüşümünü ilk anda okuyamaması, yüzeysel düşünmeleri ve çoğu olayı geç fark etmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü vizyon, herkesin aynı anda görebildiği bir ufuk değildir. Ancak tarih şunu defalarca göstermiştir; zaman, haklı olanın en büyük şahididir. Umarız Orhangazi adına geçmişten bu güne ortaya konan vizyon çalışmaları ve öneriler da er ya da geç anlaşılır. Çünkü mesele artık sadece geleceği görememek ya da geçmişe bağlı kalmak değil veri ve geleceğin Orhangazi’sidir.
Orhangazi’nin Sözü
Her şey Orhangazi için!..
M. Turgut Ünlü
Orhangazi Belediye eski Başkanı
HAFTANIN PORTRESİ…
ORHAN ERSOY
Orhangazi’nin hafızasında iz bırakan isimlerden biri olan Emekli Orhangazi Müftüsü Orhan Ersoy, sadece görev yaptığı yıllarla değil, insanlara dokunan duruşuyla da gönüllerde yer edinmiş bir isim olarak hafızalarda yaşamaya devam ediyor. 15 Şubat 1965 ile 18 Eylül 1992 tarihleri arasında Orhangazi’de müftülük görevini yürüten Ersoy, tam 27 yıl boyunca ilçenin manevi hayatına yön veren önemli isimlerden biri oldu.
Görev yaptığı yıllarda sadece camilerde değil, toplumun her kesiminde saygıyla karşılanan Orhan Ersoy, emekliliğinin ardından da insanlardan kopmadı. Teknolojinin gelişimine ayak uydurarak sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarla insanlara yol göstermeye, dini ve ahlaki değerleri anlatmaya devam etti. Yazılarıyla nasihat eden, düşündüren ve insanları iyiliğe çağıran Ersoy’un özellikle son yıllarda yaptığı paylaşımlar geniş kesimler tarafından dikkatle takip edildi. Yerel basında da onun için “halen mesleğinin gereğini yapmakla meşgul” ifadeleri kullanıldı.
Bugünlerde sağlık sorunları nedeniyle eskisi kadar yazı paylaşamaması ise kendisini en çok üzen konuların başında geliyor. Çünkü o, ömrünü insanlara faydalı olmaya adamış bir isim. 90’lı yaşlarına yaklaşmasına rağmen hâlâ üretme, anlatma ve insanlara ışık olma gayreti taşıması bile başlı başına büyük bir örnek. Orhan Ersoy’un hayatı, makamların gelip geçici; insan gönlünde bırakılan izlerin ise kalıcı olduğunun en güzel örneklerinden biri olmaya devam ediyor.




