ORHANGAZİ DEVLET HASTANESİ'NDE PARA YOKSA SAĞLIK DA MI YOK?

25 yaşındaki bir genç...
Günlerdir çektiği ağrılar nedeniyle çareyi Orhangazi Devlet Hastanesi'ne gitmekte buluyor. Sistemden randevusunu alıyor, sırasını bekliyor ve doktorun odasına giriyor. Ancak karşısına çıkan ilk soru sağlık durumu değil, cebindeki para oluyor. Çünkü sistemde 330 TL Genel Sağlık Sigortası borcu bulunduğu söyleniyor. Ardından muayene işleminin açılabilmesi için 280 TL ödeme yapması gerektiği belirtiliyor. Yani vatandaşın önüne önce sağlık hizmeti değil, ödeme ekranı çıkıyor. Paran varsa muayene oluyorsun, paran yoksa kapıda kalıyorsun. Sorulması gereken soru şu; devlet hastanesinin kapısından içeri giren bir vatandaşın ilk karşılaştığı şey doktor mu olmalı, vezne mi?
İşin daha da düşündürücü tarafı ise bununla sınırlı kalmaması. İddiaya göre muayene ücretinin ardından röntgen, tahlil ve benzeri işlemler için de ayrıca ücret talep edileceği belirtiliyor. Burada sözünü ettiğimiz yer özel bir sağlık kuruluşu değil. Reklamlarında, afişlerinde, seçim meydanlarında yıllardır "sağlıkta devrim", "herkese ücretsiz sağlık hizmeti", "sosyal devlet" söylemleriyle övünülen kamu hastanesi. Vatandaşın ödediği vergiler, SGK primleri ve kesintiler ortadayken bugün gelinen noktada insanlar hastaneye gitmeden önce cüzdanındaki parayı hesap etmek zorunda kalıyorsa ortada ciddi bir sorgulanması gereken tablo vardır. Çünkü sağlık, parası olanın ulaşabildiği bir ayrıcalık değil, anayasal bir haktır.
Daha da ilginç olanı ise bu sorunları dile getirdiğinizde karşınıza çözüm üreten yöneticiler yerine eleştiriden rahatsız olan anlayışların çıkmasıdır. Hastanedeki eksikleri, vatandaşın yaşadığı mağduriyetleri ve sağlık sistemindeki aksaklıkları konuşmak yerine eleştirenleri susturmaya çalışmak hiçbir sorunu çözmez. Orhangazi'de vatandaş bugün doktora ulaşmanın değil, muayene olabilmek için para yetiştirmenin derdine düşmüşse burada övünülecek değil, hesap verilmesi gereken bir tablo vardır. İnsanların aklındaki soru artık çok nettir: Madem sağlıkta devrim yapıldı deniliyor, o halde vatandaş devlet hastanesinin kapısında neden parasını saymak zorunda kalıyor?
Şehir İçi Minibüs Kooperatifi Derebeylik mi Kurdu?
Orhangazi Şehir İçi Minibüsçüler Kooperatifi derebeylik kurdu da bizim mi haberimiz yok? İlçede şehir içi ulaşımı sağlayan hatların tamamı bu kooperatifte. Bir hattı alıyorsan o hatta düzenli sefer koymak zorundasın. Koymuyorsan da o hattı yıllarca işgal edemezsin. Yaz sezonu geldi, vatandaş göl seferlerinin başlamasını bekliyor ancak hâlâ sefer yok. Ne hikmetse hafta sonu Kadırga Şenlikleri var diye, para kazanılacağı için sadece o günlere özel hat konuluyor.Madem bu hattı yıl boyunca aktif olarak kullanmayacaktınız, neden başkalarının da kullanmasına engel oluyorsunuz? Ulaşım hizmeti keyfiyete göre değil, vatandaşın ihtiyacına göre planlanmalıdır. İnsanlar yaz boyunca mağdur edilirken sadece gelir elde edilecek dönemlerde sefer konulması kabul edilemez.Vatandaşı mağdur etmeye kimsenin hakkı yok. İlgili kurumlar artık bu duruma "dur" demeli, şehir içi minibüs hatlarını, sefer düzenini ve kooperatifin yükümlülüklerini her yönüyle denetlemelidir.
Mesele Sadece Yol Değil, Vizyon Meselesidir
Hz. Musa, denizi yarıp ümmetini Firavun’un zulmünden kurtardığında yanında kutsal emanetler de vardı, evladı da vardı, inananlar da… Ancak o büyük kurtuluşun üzerinden çok geçmeden, sadece kırk günlük bir ayrılıkta aynı topluluğun yeniden buzağıya yöneldiğini gördü. Kur’an’ın anlattığı bu tablo, insanlığın hakikati anlama konusundaki zaafını da gözler önüne serer. Daha sonra “Ey Musa, Rabbin için savaşacağız” diyenler, savaş vakti gelip imtihan büyüyünce “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyerek geri çekildiler. Demem o ki; mesele sadece görmek değil, gördüğünü zamanında anlayabilmek meselesidir. Karşınızda bir peygamber dahi olsa, insanlar bazen hakikati ancak zaman geçince kavrayabiliyor.
Bugün yaşanan bazı tartışmalar ve gerçeklerde biraz böyledir. Yıllar öncesinden söylenenleri o gün anlamayanlar, bugün hâlâ eski alışkanlıkların ve dar hesapların içinden meseleye bakıyor olabilir. Bu yüzden bazı sektörlerin dönüşümünü ilk anda okuyamaması, yüzeysel düşünmeleri ve çoğu olayı geç fark etmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü vizyon, herkesin aynı anda görebildiği bir ufuk değildir. Ancak tarih şunu defalarca göstermiştir; zaman, haklı olanın en büyük şahididir. Umarız Orhangazi adına geçmişten bu güne ortaya konan vizyon çalışmaları ve öneriler da er ya da geç anlaşılır. Çünkü mesele artık sadece geleceği görememek ya da geçmişe bağlı kalmak değil veri ve geleceğin Orhangazi’sidir.
EMRULLAH AKÇAY’A AÇIK MEKTUP
Sayın Emrullah Akçay,
Öncelikle ifade etmek isterim ki sizi yıllardır Orhangazi’de engelliler adına verdiğiniz mücadelelerle tanıyan, çalışmalarınızı takdir eden ve birçok konuda başarılı bulan biriyim. Ancak dost acı söyler. Bugün Orhangazi’de engelli vatandaşların yaşadığı sorunlar artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. İlçenin dört bir yanında kaldırımlar işgal altında, engelli yürüyüş yolları esnaf ve işyerleri tarafından adeta depo gibi kullanılmakta, yapılan inşaatlar nedeniyle sökülen engelli geçişleri ise aylarca hatta yıllarca yenilenmemektedir. Engelli vatandaşlarımızın şehir içinde bağımsız hareket etmesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu tablo karşısında başında bulunduğunuz Engelliler Koordinasyon Merkezi’nin ve Türkiye Sakatlar Derneği daha yüksek sesle konuşması gerekmektedir.
Bugün Cumhuriyet Alanı gibi ilçenin kalbi sayılan bir noktada bile tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaş karşıdan karşıya rahatça geçemiyorsa burada ciddi bir yönetim sorunu var demektir. Alt geçitler engellilere uygun değil, üst geçitler erişilebilir değil, birçok kaldırımın başlangıç ve bitiş noktalarında engelli rampaları bulunmuyor ya da kullanılamaz durumda. Avrupa’da, gelişmiş şehirlerde tartışılan konu engellilerin sosyal yaşama daha fazla katılımı iken, Orhangazi’de hâlâ bir engellinin bir caddenin karşısına nasıl geçeceğini konuşuyoruz. Bu durum ne çağdaş belediyecilik anlayışıyla ne de sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaktadır.
Elbette protokollerde bulunmak, siyasilerle fotoğraf çektirmek, etkinlikler düzenlemek, çeşitli organizasyonlarda tabak - çanak dağıtmak da yapılan çalışmaların bir parçası olabilir. Ancak engelli vatandaşın asıl beklentisi fotoğraf kareleri değil, erişilebilir bir şehirde yaşayabilmektir. Orhangazi’de engelliler nefes alamıyorsa, evinden çıkarken onlarca engelle karşılaşıyorsa, kaldırımlar ve yollar onlar için adeta birer işkence parkuruna dönüşmüşse artık daha sert, daha kararlı ve daha yüksek sesle mücadele etme zamanı gelmiştir. Çünkü engellilerin ihtiyacı alkış değil, engelsiz bir Orhangazi’dir.
ORHANGAZİ’NİN SÖZÜ
BÜLBÜLü altından futbol sahasına koymuşlar. İlle de ruhsat-ille de imar illete tehdit ve şantajla spor kulübüne bağış yapacaksın demiş BÜLBÜL!
Muharrem Değirmen
NOSTALJİ
MARMARABİRLİK’TE 300 BİN LİRALIK VURGUN!
21 Haziran 1960 tarihli Milliyet Gazetesi'nin bu küçük kupürü aslında Orhangazi'nin ekonomik ve siyasi tarihine ışık tutan oldukça önemli bir belge niteliğinde. Habere göre Bursa'da Orhangazi Zeytin Kooperatifi'nde tam 300 bin liralık bir suistimal ortaya çıkarılıyor. O dönemin ekonomik şartlarında 300 bin lira bugün milyonlarca liraya karşılık gelebilecek büyüklükte bir rakam. Olayın ardından tam 26 kişi tutuklanarak Bursa Cezaevi'ne gönderiliyor. Haberde dikkat çeken en önemli ayrıntılardan biri ise sanıklar arasında dönemin eski Orhangazi Belediye Reisi Hüsnü Tozkoparan'ın da bulunması. Bunun yanında eski Vilayet Daimi Encümeni Hikmet Akalın'ın da soruşturmada adı geçen isimler arasında yer aldığı görülüyor. Yani mesele sıradan bir muhasebe hatası değil, dönemin yerel yönetim ve siyaset çevrelerine kadar uzanan ciddi bir yolsuzluk soruşturması olarak kamuoyuna yansıyor.
Bugün Marmarabirlik ve kooperatifler üzerinden yapılan tartışmalara bakıldığında, bu kupür bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Kurumlar yalnızca başarılarıyla değil, krizleri ve hesap vermek zorunda kaldıkları dönemlerle de tarih yazarlar. Aradan 66 yıl geçmiş olmasına rağmen bu gazete haberi, Orhangazi zeytinciliğinin ve kooperatifçilik tarihinin en dikkat çekici olaylarından biri olarak arşivlerde duruyor. Sararmış bir gazete kupürü, bize bir kez daha şunu gösteriyor: Güvenin sarsıldığı yerde sadece para değil, toplumun kuruma olan inancı da kaybedilir. Tarih unutulmaz; yalnızca yeni nesiller tarafından yeniden keşfedilmeyi bekler.




