HÜSAMETTİN CİNDORUK İLE UNUTULMAYAN ORHANGAZİ BULUŞMASI

Cumhuriyet değerlerine, parlamenter demokrasiye ve hukuk devletine ömrünü adamış, Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk'un vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrendim. Onun ardından yalnızca önemli bir siyasetçi değil; aynı zamanda bir devlet adamı, güçlü bir hafıza ve Türk siyasi hayatının nezaketini temsil eden önemli bir isim de aramızdan ayrıldı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, hafızamda ilk canlanan şey televizyon ekranlarında yaptığı konuşmalar ya da siyasette üstlendiği görevler değil; yıllar önce Orhangazi'de yaşadığımız o samimi buluşma oluyor. Bazen insanın hafızasında onlarca program, yüzlerce toplantı değil; yalnızca birkaç saatlik bir sohbet ömür boyu silinmeyecek izler bırakıyor. Hüsamettin Cindoruk ile yaşadığım o gün de benim için tam anlamıyla böyle bir hatıra olarak kaldı.
Aradan yıllar geçmiş olsa da o günün ayrıntıları hâlâ dün gibi aklımda...
Dönemin Orhangazi Belediye Başkanı İsmail Tartar'a hayırlı olsun ziyaretinde bulunmak üzere ilçemize gelen Hüsamettin Cindoruk'u yakından takip etme ve sohbet etme imkânı bulmuştum. Programın resmî yönü elbette vardı; ancak Cindoruk'un bulunduğu her ortamda resmiyet kısa sürede yerini samimiyete bırakıyordu. Makamların insana yüklediği mesafeyi değil, yılların kazandırdığı tevazuyu taşıyan bir duruşu vardı.
Konuşurken acele etmiyor, karşısındakini dikkatle dinliyor, sözü kesmeden fikir alışverişi yapıyordu. Bugün siyaset dünyasında sıkça özlemini duyduğumuz nezaket dili, onun karakterinin ayrılmaz bir parçasıydı.
Fakat o günü benim için unutulmaz yapan asıl an, yıllar öncesine ait küçük bir fotoğraf karesi oldu.
Uzun süredir arşivimde özenle muhafaza ettiğim siyah beyaz bir fotoğraf vardı. O fotoğraf, Hüsamettin Cindoruk'un yıllar önce Orhangazi'nin Yeniköy Mahallesi'nde bir kahvehanede vatandaşlara hitap ettiği günlerden kalmıştı. Dönemin ruhunu taşıyan, belki de yıllardır kendisinin dahi görmediği özel bir kareydi.
Fotoğrafı kendisine uzattığım an yüzündeki ifade hâlâ gözümün önünde...
Önce kısa bir şaşkınlık yaşadı.
Ardından gözlüğünü düzelterek fotoğrafı iki eliyle tuttu.
Uzun süre sessizce baktı.
Sanki yalnızca bir fotoğrafa değil, gençlik yıllarına, mücadele günlerine ve bir dönemin Türkiye'sine yeniden dönüyordu.
Fotoğrafı incelemeye devam ederken yüzünde beliren tebessüm, insanın geçmişiyle kurduğu bağın en doğal ifadesiydi.
"Bu fotoğraf nereden çıktı?" dercesine şaşkın ama bir o kadar da mutlu bir bakışı vardı.
Ardından fotoğrafın çekildiği günü hatırlamaya başladı.
Yeniköy'deki programı…
Kahvehanedeki vatandaşları…
O dönemin siyasi atmosferini…
Birbiri ardına hafızasında canlanan anılar sohbetimizin yönünü tamamen değiştirdi.
Artık elimizde yalnızca eski bir fotoğraf değil; yaşayan bir tarihin kapısını aralayan sessiz bir belge vardı.
İşte o andan sonra resmî ziyaret sona ermiş, yerini hatıraların konuşulduğu sıcak bir muhabbete bırakmıştı.
Hüsamettin Cindoruk'un en çok dikkatimi çeken yönlerinden biri, olağanüstü hafızasıydı.
Aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen isimleri, olayları, ziyaret ettiği yerleri ve yaşadığı birçok ayrıntıyı büyük bir netlikle hatırlıyordu. Sadece siyasi gelişmeleri değil, insanların yüzlerini, konuşmalarını ve yaşadığı şehirleri de unutmamıştı.
Sohbet ilerledikçe konu yalnızca geçmiş anılarla sınırlı kalmadı.
Türkiye'nin demokrasi serüveni…
12 Eylül süreci…
Parlamenter sistem…
Hukuk devleti…
Meclis geleneği…
Siyasi nezaket…
Devlet ciddiyeti…
Saatler ilerledikçe adeta yaşayan bir siyasi tarihle sohbet ediyormuş hissine kapıldım.
Anlattıkları yalnızca geçmişi aktarmıyordu; aynı zamanda geleceğe bırakılması gereken önemli dersler de içeriyordu.
O konuşmalar sırasında en çok hissettiğim duygu ise şuydu:
Karşımda konuşan kişi yalnızca eski bir Meclis Başkanı değildi.
Cumhuriyet'in yetiştirdiği, devlet terbiyesi almış, demokrasiyi her şart altında savunmuş bir devlet adamı oturuyordu.
Siyasete bakışı kişilere göre değil, ilkelere göreyidi.
Farklı düşünen insanlarla konuşurken bile üslubundan taviz vermeyen, karşısındaki insanı dinlemeyi bilen, tartışmayı kavga hâline getirmeyen eski kuşak siyasetçilerin önemli temsilcilerinden biriydi.
Bugün dönüp baktığımda, o gün çekilen birkaç fotoğrafın ve yapılan uzun sohbetin aslında ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Çünkü artık o günleri yaşamış insanların sayısı her geçen yıl biraz daha azalıyor.
Bir döneme tanıklık etmiş devlet adamları, siyasetçiler ve fikir insanları birer birer aramızdan ayrılıyor.
Geriye ise yalnızca onların bıraktığı eserler, hatıralar ve bizlerin hafızasında taşıdığı anılar kalıyor.
Arşivcilik işte tam da bu yüzden büyük önem taşıyor.
Bazen yıllarca saklanan tek bir fotoğraf, bir insanın hafızasında onlarca kapıyı yeniden açabiliyor.
O gün Hüsamettin Cindoruk'a takdim ettiğim siyah beyaz fotoğraf da tam olarak böyle bir anlam taşıyordu.
Belki benim için arşivde saklanan değerli bir kareydi.
Ama onun için yıllar öncesine açılan bir zaman penceresiydi.
Bugün o fotoğrafa yeniden baktığımda artık yalnızca Yeniköy'de çekilmiş bir kareyi görmüyorum.
O fotoğrafta bir dönemin siyaset anlayışını, Anadolu insanıyla kurulan sıcak bağı, mütevazılığı, devlet ciddiyetini ve en önemlisi unutulmaması gereken bir hatırayı görüyorum.
Hüsamettin Cindoruk, Türk siyasi hayatında yalnızca üstlendiği görevlerle değil; üslubu, birikimi, nezaketi ve demokratik değerlere bağlılığıyla da daima hatırlanacak isimlerden biri olacaktır.
Kendisini tanıma ve aynı masada uzun uzun sohbet etme imkânı bulmuş biri olarak, geride bıraktığı en büyük mirasın makamlar değil; devlet adamlığına yakışan duruşu olduğuna inanıyorum.
Bugün onu rahmetle anarken hafızamda en canlı kalan kare, elindeki o eski siyah beyaz fotoğrafa uzun uzun bakan ve yıllar öncesine sessizce yolculuk eden Hüsamettin Cindoruk'un yüzündeki tebessümdür.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Türk demokrasisine, Cumhuriyet'e ve hukuk devletine yaptığı hizmetler daima saygıyla hatırlanacaktır.
11 Nisan 2026




