KÖYLERİ DOKTORSUZ BIRAKMAK KİMİN KARARI?

Orhangazi'nin dış mahallelerinde(köylerde) yaşayan vatandaşlar ve muhtarlar haklı olarak isyanda. Daha önce sağlık ocağı bulunan mahallelerde hizmetler birer birer kaldırıldı, doktor görevlendirmeleri sonlandırıldı. Yaşlısı, kronik hastası, yatağa bağımlı vatandaşı olan köylerde insanlar en basit sağlık hizmeti için kilometrelerce yol gitmek zorunda bırakılıyor. Vatandaşın sağlık hizmetine ulaşmasını zorlaştıran bu karar, kamu hizmeti anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Bu kararı Orhangazi'de kim aldıysa, yaptığı işin sonuçlarını iyi düşünmelidir. Köylerde yaşayan vatandaşları sağlık hizmetinden mahrum bırakmak, devletin şefkat elini geri çekmek anlamına gelir. İnsanların ilaç yazdırmak, rutin kontrol yaptırmak veya muayene olmak için büyük zorluklar yaşamasına neden olan bu uygulama kabul edilemez. Bu kararın yükünü ne bürokratlar ne de yöneticiler çekiyor; yükü doğrudan vatandaş çekiyor.
AK Parti Orhangazi İlçe Başkanı Gökhan Ulusu ve MHP Orhangazi İlçe Başkanı Halil Bozoğlu başta olmak üzere, ilçeyi temsil eden herkes bu soruna sahip çıkmalıdır. Vatandaş ile devlet arasındaki bağı güçlendirmek gerekirken, alınan yanlış kararlarla araya mesafe koyanlar büyük vebal altındadır. Köyleri doktorsuz bırakmak hizmet değil, ihmaldir. Bu yanlış uygulamadan derhal dönülmeli, vatandaşın sağlık hakkı yeniden güvence altına alınmalıdır.
ORHANGAZİ ÖĞRETMENEVİ Mİ, TİCARETHANE Mİ?
Bir kurumun kapısında ne yazdığı değil, kime hizmet ettiği önemlidir. Orhangazi Öğretmenevi’nin tabelasında hâlâ “Öğretmenevi” yazıyor olabilir ama bugün dönüp baktığımızda öğretmenlerin ne kadar bu kurumun içinde olduğunu sorgulamak gerekiyor. Öğretmenlerin sosyal, kültürel ve mesleki ihtiyaçları için kurulmuş bir yapının, öğretmenlerden uzaklaştırılarak adeta ticari bir işletmeye dönüştürülmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bir zamanlar eğitim camiasının buluşma noktası olması gereken yerin bugün öğretmenlere yabancı hale gelmesi, ilçemiz adına da eğitim camiası adına da düşündürücüdür.
Daha da vahimi, bu tabloya rağmen çıkıp çeşitli belgeler ve sertifikalarla övünülmesidir. İnsan ister istemez soruyor; alınan belge kimin için? Öğretmenlerin uğramadığı, öğretmenlerin kendisini ait hissetmediği, öğretmenlere yönelik faaliyetlerin yok denecek kadar az olduğu bir kurumun elde ettiği belgeler, yaşanan gerçekleri değiştirmiyor. Sorun duvardaki çerçeveler değil, kurumun kuruluş amacından ne kadar uzaklaştığıdır. Asıl başarı, öğretmenlerin takdirini kazanmakken, bugün belge göstererek algı oluşturmaya çalışmak kimseyi ikna etmiyor.
Orhangazi’de görev yapan yüzlerce öğretmen varken, onların fikirleri ne kadar dikkate alınıyor? Öğretmenlerin beklentileri ne kadar karşılanıyor? Öğretmenevi yönetiminin bu sorulara samimi cevap vermesi gerekiyor. Çünkü kamu kaynaklarıyla ayakta duran bir kurumun önceliği kâr etmek değil, hizmet etmektir. Eğer öğretmenler kendi kurumlarına yabancılaşmışsa, ortada ciddi bir yönetim sorunu var demektir. Bu gerçeği görmezden gelerek yapılan her açıklama, sorunu çözmek yerine daha da büyütmektedir.
Orhangazi halkı da eğitim camiası da artık süslü cümleler, törenler ve belge gösterileri değil; somut hizmet görmek istiyor. Öğretmenevi, yeniden öğretmenlerin evi olmalıdır. Aksi halde kapısındaki tabela ne yazarsa yazsın, orası öğretmenevi değil, sadece öğretmenevinin adını taşıyan bir işletme olarak anılmaya devam edecektir. Asıl sorgulanması gereken de budur.
GÜRLE PİRİNCİ TABELADA KALDI!
Bir zamanlar kalitesiyle Türkiye'nin dört bir yanında bilinen Gürle Pirinci, bugün ne yazık ki sadece tabelalarda kaldı. Orhangazi'nin bereketli topraklarında yıllarca üretilen, bölgenin marka değeri haline gelen çeltik artık ekilemiyor. Çünkü sanayiciye su vermek için tarımda sulama yasaklandı, ÇELTİK EKİMİ YASAKLANDI!!!
Bir dönemin çeltik ambarı olan Orhangazi'nin bu noktaya gelmesi, tarım adına düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor.
Çeltik ekiminin yasaklanmasıyla birlikte sadece bir ürün değil, bölgenin tarımsal kimliği de büyük darbe aldı. Yıllarca üretim yapan çiftçiler toprağından uzaklaşırken, bugün market raflarında ithal pirinçler yer alıyor. Kendi toprağında yetiştirebildiğin ürünü dışarıdan almak, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Yıllarca Gürle Pirinci ile övünen Orhangazi'nin bugün bu değeri kaybetmiş olması, ilçenin tarım tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Üretimi bitirip ithalata yönelmek çözüm değil, kayıptır. Yazık ki bir zamanların çeltik ambarından geriye sadece tabelalar kaldı.
NOSTALJİ
Hamzalı Köyü'ndeki Ezan Hadisesi
Orhangazi'nin Hamzalı Köyü'nde yaşanan ve 6 Mart 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesine konu olan bu olay, Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçekleştirilen reformların toplum üzerindeki yansımalarını göstermesi açısından dikkat çekici bir tarihi belge niteliği taşımaktadır. Haberde, köyde Arapça ezan okunduğu yönündeki iddialar üzerine yapılan inceleme ve sonrasında köy ihtiyar heyetinin gazeteye gönderdiği açıklama yer almaktadır. Dönemin şartları içerisinde yaşanan bu tür hadiseler, sadece dini uygulamalarla ilgili bir tartışma değil, aynı zamanda yeni kurulan Cumhuriyet'in toplumsal dönüşüm sürecinin yerel yansımaları olarak da değerlendirilmektedir.
Bugün üzerinden yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen, bu tür arşiv belgeleri Orhangazi'nin sosyal ve kültürel tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Birkaç satırlık gazete haberi bile dönemin devlet-vatandaş ilişkilerini, köy yaşamını ve toplumsal hassasiyetlerini anlamamıza katkı sağlıyor. Tarihin büyük olayları kadar, basına yansıyan bu küçük ayrıntılar da geçmişi anlamanın en değerli kaynakları arasında yer alıyor. Hamzalı Köyü'nde yaşanan bu hadise de Orhangazi'nin hafızasında yer alan ve geçmişten günümüze ulaşan önemli belgelerden biri olarak dikkat çekiyor.
ORHANGAZİ’NİN SÖZÜ
Orhangazi Öğretmenlerin Evi, Rantın Adresi Olmasın!
Orhangazi öğretmen evinin adı oldu rantrevi
Yılmaz AYDEYER
Emekli Öğretmen




