Atatürk ve Orhangazi

ATATÜRK’ÜN BURSA, YALOVA VE ORHANGAZİ HATTI
CUMHURİYET’İN KALKINMA ROTASINDA BİR İLÇENİN TARİHÎ HAFIZASI
Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yurt gezileri, yalnızca bir devlet başkanının resmî ziyaretleri olarak değerlendirilemez. Atatürk için Anadolu’ya çıkmak, halkın arasına karışmak, şehirleri ve kasabaları yerinde görmek, milletin derdini dinlemek, kalkınma hamlelerini bizzat takip etmek ve genç Cumhuriyet’in nabzını doğrudan tutmak anlamına geliyordu. O nedenle Atatürk’ün gezileri, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin sahadaki karşılığıdır.
Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından sonra Çankaya dışında çalışma ve dinlenme merkezi olarak özellikle Bursa ve Yalova’yı ön plana çıkarmıştır. Bursa, tarihî derinliği, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan kimliği, üretim potansiyeli ve stratejik konumuyla Atatürk’ün gözünde özel bir yere sahipti. Yalova ise yalnızca bir dinlenme yeri değil, sağlık, tarım, kaplıca, ulaşım ve modernleşme projelerinin uygulama sahası hâline gelmişti. İşte Orhangazi de bu iki önemli merkezin tam arasında, Atatürk’ün Bursa-Yalova hattındaki tarihî geçişlerinin ve temaslarının önemli duraklarından biri olarak Cumhuriyet hafızasındaki yerini almıştır.
BURSA: ATATÜRK’ÜN GÖNLÜNDE AYRI YERİ OLAN ŞEHİR
Ulu Önder Atatürk, Bursa’ya farklı tarihlerde 13 kez gelmiştir. Bursa’da geçirdiği süreler toplandığında bu zaman 2 ay 20 gün 4 saate ulaşmaktadır. Bu rakam, Bursa’nın Atatürk’ün hayatındaki yerini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır.
Atatürk’ün Bursa’ya ilk gelişi, Büyük Zafer’in hemen ardından 17 Ekim 1922 tarihinde gerçekleşmiştir. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemiştir; fakat yeni Türkiye’nin doğuşu artık kaçınılmazdır. Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kazım Özalp paşalarla birlikte Bursa’ya gelmiş, Hünkâr Köşkü’nde misafir edilmiştir. Bursa’da 12 gün kalması, şehrin Millî Mücadele sonrası dönemde taşıdığı sembolik değeri ortaya koymaktadır.
Bursa, Atatürk için yalnızca tarihî bir Osmanlı başkenti değildi. Aynı zamanda yeni Cumhuriyet’in sanayileşme, üretim, ulaşım ve çağdaşlaşma hamlelerinin takip edildiği merkezlerden biriydi. Merinos Fabrikası ve Gemlik Sungipek gibi yatırımlar, Atatürk’ün bölgeye bakışının sadece nostaljik değil, aynı zamanda kalkınmacı olduğunu da göstermektedir.
YALOVA: ATATÜRK’ÜN ÇALIŞMA, DİNLENME VE KALKINMA MERKEZİ
Atatürk’ün Yalova’ya ilgisi çok daha yoğundur. Yalova’ya 17 kez günübirlik gelmiş, 27 gelişinde ise toplam 313 gün burada kalmıştır. Bu süre, Yalova’nın Atatürk döneminde ne kadar özel bir yere sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Atatürk için Yalova yalnızca kaplıcalarıyla bilinen bir dinlenme beldesi değildi. Yalova, Cumhuriyet’in tarım, sağlık, ulaşım ve çağdaş yaşam anlayışının küçük ölçekte uygulandığı bir merkezdi. Millet Çiftliği, kaplıca düzenlemeleri, yol çalışmaları, sıtma mücadelesi ve zeytincilik hamleleri bu anlayışın parçalarıdır.
Yalova’nın Atatürk için taşıdığı önem, Orhangazi’yi de doğrudan ilgilendirmiştir. Çünkü İstanbul’dan Yalova’ya gelen Atatürk’ün Bursa’ya geçişlerinde Orhangazi doğal güzergâh üzerinde yer alıyordu. Böylece Orhangazi, Atatürk’ün hem Bursa’ya hem Yalova’ya uzanan çalışmalarında tarihî bir geçiş ve temas noktası hâline gelmiştir.
ORHANGAZİ: ATATÜRK’ÜN DÖRT KEZ ŞEREFLENDİRDİĞİ İLÇE
Bugüne kadar birçok kaynakta Atatürk’ün Orhangazi’ye üç kez geldiği ifade edilmiştir. Ancak mevcut kaynaklar, tanıklıklar, dönem gazeteleri ve gezi kayıtları dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün Orhangazi’ye dört kez geldiği görülmektedir.
Bu tarihler şunlardır:
21 Ağustos 1929
4 Mayıs 1934
15 Temmuz 1935
1 Şubat 1938
Bu dört tarih, Orhangazi’nin Cumhuriyet tarihindeki en kıymetli sayfaları arasında yer almalıdır. Çünkü bu gelişler, yalnızca bir otomobilin ilçeden geçmesi ya da kısa bir mola verilmesi değildir. Bu ziyaretler, Orhangazi halkının Atatürk’le yüz yüze geldiği, yöneticilerin onunla doğrudan görüştüğü, ilçenin geleceğine dair fikirlerin konuşulduğu ve Cumhuriyet’in kalkınma ufkunun yerel hafızaya işlendiği tarihî anlardır.
ATATÜRK’E ORHANGAZİ DAVETİ: DERVİŞ BEY’İN TARİHÎ ÇAĞRISI
Atatürk’ün Orhangazi ile temasları daha erken bir tarihte başlamıştır. Dönemin Orhangazi Belediye Başkanı Derviş Bey, 23 Eylül 1925 tarihinde Bursa’da Atatürk’ü Orhangazi’ye davet etmiştir.
Dönemin gazeteleri bu daveti şu ifadelerle duyurmuştur:
“Orhangazi’den Derviş Bey ve ilçe heyeti Gazi’yi Orhangazi’ye davet etmişlerdir. Şehir tak, bayrak ve defne yaprakları ile donatılmıştır.”
Bu cümleler, Orhangazi’nin Atatürk’e duyduğu sevginin ve bağlılığın daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında nasıl güçlü olduğunu göstermektedir. Şehrin taklarla, bayraklarla ve defne yapraklarıyla süslenmesi, halkın Gazi Mustafa Kemal’i yalnızca bir devlet başkanı olarak değil, kurtuluşun ve kuruluşun önderi olarak bağrına basmaya hazır olduğunu göstermektedir.
16 TEMMUZ 1927: ORHANGAZİ HEYETİ ATATÜRK’LE GÖRÜŞTÜ
16 Temmuz 1927 tarihinde Atatürk Bursa’dan Mudanya’ya geçerken Orhangazi heyeti ile görüşmüştür. Bu heyette Kaymakam Şaban Bey, eşraftan Refik Bey ve Eczacı Reşit Bey yer almıştır.
Bu görüşme, Atatürk’ün Orhangazi’ye fiilî gelişlerinden önce ilçenin yöneticileri ve ileri gelenleriyle temas kurduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Aynı zamanda Orhangazi’nin Cumhuriyet idaresi içinde kendisini duyurma, ihtiyaçlarını aktarma ve Gazi Paşa ile bağ kurma iradesinin de erken bir örneğidir.
BİRİNCİ GELİŞ: 21 AĞUSTOS 1929
YALOVA’DAN BURSA’YA UZANAN TARİHÎ GÜZERGÂHTA ORHANGAZİ
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, 21 Ağustos 1929 sabahı yanında Maliye Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile birlikte saat 09.00’da Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan Yalova’ya geçti. Yalova’da bir süre kaldıktan sonra saat 14.00’te otomobille Orhangazi’ye geldi.
Atatürk, Orhangazi’de kısa bir süre dinlendikten sonra Bursa’ya hareket etti. Bu ilk geliş, Orhangazi’nin Yalova-Bursa bağlantısındaki stratejik önemini ortaya koymaktadır. O yıllarda yollar bugünkü gibi gelişmiş değildi. Bir devlet başkanının bu güzergâhı kullanması, bölgenin ulaşım değerini artırıyor; yol, haberleşme ve bayındırlık çalışmalarını da beraberinde getiriyordu.
Bu ziyaret, Orhangazi’nin Atatürk güzergâhındaki ilk doğrudan temaslarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.
İKİNCİ GELİŞ: 4 MAYIS 1934
CUMHURİYET ALANI’NDA COŞKU, HALKEVİ ÖNÜNDE TARİHÎ BULUŞMA
Atatürk, 2 Mayıs 1934 tarihinde Kalamış Boğaziçi Vapuru ile İstanbul’dan Yalova’ya geldi. Yanında Başbakan İsmet İnönü de bulunuyordu. Yalova’da iki gün dinlendikten sonra 4 Mayıs 1934 tarihinde otomobille Bursa’ya doğru yola çıktı. Bu yolculuk sırasında Orhangazi’ye uğradı.
Bu geliş, Orhangazi hafızasında en canlı iz bırakan ziyaretlerden biridir. Çünkü ziyaret önceden haber alınmış, ilçe yöneticileri ve halk büyük bir hazırlık yapmıştır. Bugünkü Cumhuriyet Alanı’nda coşkulu bir karşılama düzenlenmiştir.
Karşılamada Belediye Başkanı Ahmet Derviş Bey, Cumhuriyet Halk Fırkası Başkanı Dağıstanlı Kamil Konuk, Refik Atay, dönemin belediye ve ilçe yöneticileri ile kalabalık bir halk topluluğu yer almıştır.
Zamanın PTT Müdürü Hikmet Yücel’in aktardığına göre Atatürk, Kuvayı Milliye’de yer alan Ahmet Derviş Bey ve Refik Atay’ı hemen tanımış, yanına çağırmış ve onlarla bir süre konuşmuştur. Bu ayrıntı çok kıymetlidir. Çünkü Atatürk’ün hafızasında Millî Mücadele’ye omuz vermiş insanların yeri ayrıdır. Aradan yıllar geçse de mücadele arkadaşlarını, yerel öncüleri ve fedakârlık yapan isimleri unutmamıştır.
Atatürk’ün otomobili bugünkü Cumhuriyet Alanı’nda, Halkevi önünde durmuş; Atatürk, İsmet İnönü ve beraberindeki konuklar halkın arasına katılarak bir süre sohbet etmiştir. Daha sonra bugünkü belediye binasının bulunduğu yerdeki eski belediye binasına geçilmiştir.
O gün Orhangazi’de sadece bir karşılama yapılmamış, aynı zamanda ilçenin geleceğine dair fikirlerin de konuşulduğu bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Belediye Toplantı Salonu’nda yöneticiler ve eşrafla yapılan bu toplantı, Orhangazi’nin Cumhuriyet dönemindeki kalkınma vizyonu açısından ayrı bir değer taşımaktadır.
İZNİK GÖLÜ VE VELİYETTİN EFENDİ ÇİFTLİĞİ: ATATÜRK’ÜN BÖLGEYE BAKIŞI
PTT Müdürü Hikmet Yücel’in anılarında yer alan iki konu, bu ziyaretin sıradan bir gezi olmadığını göstermektedir.
Toplantıda, Örnekköy’ün bulunduğu bölgede yer alan Veliyettin Efendi Çiftliği’nin ulusal park olarak değerlendirilmesi gündeme gelmiştir. Bunun yanında İznik Gölü’nün deniz uçakları için havaalanı olarak kullanılması fikri de konuşulmuştur.
Bu iki başlık, Atatürk’ün bölgeye ne kadar geniş bir perspektiften baktığını gösterir. Bir yanda doğa, tarım ve üretim alanlarının değerlendirilmesi; diğer yanda İznik Gölü’nün ulaşım ve havacılık açısından kullanılması fikri vardır. Bu, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kalkınma anlayışının ne kadar ileri görüşlü olduğunu ortaya koymaktadır.
Bugün dahi İznik Gölü ve çevresi üzerine yapılan turizm, çevre, ulaşım ve tarım tartışmaları dikkate alındığında, Atatürk döneminde bu bölge için ortaya konulan fikirlerin ne kadar değerli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
ÜÇÜNCÜ GELİŞ: 15 TEMMUZ 1935
HALKLA SOHBET, İZNİK GÖLÜ ÇEVRESİNDE İNCELEME
Atatürk, bir süredir Yalova’da istirahatte bulunuyordu. 15 Temmuz 1935 sabahı iki günlük Bursa gezisi için Yalova’dan hareket etti. Yanında Ekonomi Bakanı Celal Bayar, Orgeneral Fahrettin Altay ve Afet İnan vardı.
Bu yolculuk sırasında Orhangazi’ye uğradı. Bugünkü Cumhuriyet Alanı’nda bir süre halkla konuştu, vatandaşlarla sohbet etti. Ardından İznik Gölü ve çevresinde gezerek otomobiliyle İznik’e hareket etti.
Bu ziyaret, Atatürk’ün Orhangazi’yi yalnızca yol üzerindeki bir ilçe olarak görmediğini, çevresiyle birlikte değerlendirdiğini göstermektedir. İznik Gölü’nün doğal güzelliği, tarımsal imkânları, ulaşım potansiyeli ve çevresindeki yerleşimlerin geleceği, Atatürk’ün ilgisini çeken konular arasında yer almıştır.
DÖRDÜNCÜ VE SON GELİŞ: 1 ŞUBAT 1938
SOLGUN YÜZÜYLE GELDİ, HAFIZALARA HÜZÜNLE KAZINDI
Atatürk’ün Orhangazi’ye dördüncü ve son gelişi 1 Şubat 1938 tarihindedir. Bu gezi, Atatürk’ün sağlık durumunun bozulduğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Aynı zamanda Bursa’ya yaptığı son gezi olması bakımından da tarihî ve duygusal bir anlam taşır.
Atatürk, Gemlik Sungipek ve Bursa Merinos Fabrikaları’nın açılışına katılmak üzere yola çıkmıştır. Yanında Başbakan Celal Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bayındırlık Bakanı Şükrü Çetinkaya, Ekonomi Bakanı Şakir Kesebir, Orgeneral Fahrettin Altay ve General Ali Fuat Cebesoy bulunmaktadır.
1 Şubat sabahı Orhangazi’ye gelen Atatürk, saat 13.00 sıralarında otomobiliyle Cumhuriyet Alanı’na ulaşmıştır. Karşılamada Belediye Başkanı Mustafa Erdem, Müftü Ahmet Derviş Tarakçıoğlu ve kalabalık bir halk topluluğu vardır.
Tanıkların anlatımlarına göre Atatürk bu gelişinde otomobilinden inmemiştir. Yanına gelenlerle otomobilin camından konuşmuştur. Havanın çok soğuk olduğu, üzerinde kalın bir palto bulunduğu, yüzünün solgun göründüğü aktarılmaktadır.
Bu tablo, Orhangazi hafızasında hem gurur hem hüzünle yer etmiştir. Halk bir kez daha Gazi Paşa’yı görmenin heyecanını yaşamış; fakat onun sağlık durumundaki değişimi de derinden hissetmiştir.
Bu gezi sırasında Gemlik Sungipek ve Bursa Merinos Fabrikaları’nın açılışı yapılmış, Atatürk kendisine hediye edilen Atatürk Köşkü’nü Bursa Belediyesi’ne bağışlamıştır. 3 Şubat’ta ise Bursalıların sevgi gösterileri arasında otomobille Mudanya’ya, oradan da Ege Vapuru ile İstanbul’a uğurlanmıştır.
ORHANGAZİ TANIKLARININ DİLİNDEN ATATÜRK
Atatürk’ün Orhangazi ziyaretleri yalnızca resmî kayıtlarda değil, yaşayan hafızalarda da güçlü izler bırakmıştır. O günleri görenlerin anlattıkları, tarihî belgeleri insanî duygularla tamamlayan kıymetli hatıralardır.
HİKMET YÜCEL’İN ANILARI: “İZNİK GÖLÜ DENİZ UÇAKLARI İÇİN DÜŞÜNÜLMÜŞTÜ”
PTT Müdürü Hikmet Yücel, Atatürk’ün 1935 ve 1938 yıllarındaki Orhangazi gelişlerinde bulunduğunu belirtmiştir. Atatürk’ün bugünkü Cumhuriyet Alanı’na otomobiliyle geldiğini, Derviş Bey’in ilk gelişinde belediye başkanı olduğunu anlatmıştır.
Yücel’in anılarında en dikkat çekici bölüm, Belediye Binası’nda yapılan toplantıdır. Bu toplantıda İznik Gölü’nün deniz uçakları için havaalanı olarak kullanılması ve göl çevresindeki geniş arazilerin devlet üretme çiftliği olarak değerlendirilmesi önerileri gündeme gelmiştir.
Bu anlatım, Atatürk’ün bölgeyi yalnızca bugünün şartları içinde değil, geleceğin imkânlarıyla birlikte değerlendirdiğini göstermektedir.
MEHMET YAKUP SEVİNÇ’İN ANILARI: “YÜZÜ SOLGUNDU, OTOMOBİLİNDEN İNMEDİ”
Camikebir Mahallesi Muhtarı Mehmet Yakup Sevinç, Atatürk’ün 1938’de soğuk bir günde geldiğini, 1,5-2 saat kadar kaldıktan sonra Gemlik’e geçtiğini anlatmıştır. Atatürk’ün yüzünün solgun olduğunu, otomobilinden hiç inmediğini, karşılamaya katılanların yanına giderek elini öptüğünü belirtmiştir.
Sevinç ayrıca Atatürk’ün gelişlerinden birinde Refik Atay’ı kalabalığın içinden yanına çağırdığını ve onunla bir süre konuştuğunu hatırlamaktadır.
Onun aktardığı bir başka önemli nokta da Orhangazi’nin ulaşım güzergâhındaki yeridir. İsmet İnönü, Celal Bayar ve diğer devlet yöneticileri de Yalova üzerinden Bursa’ya geçerken sık sık Orhangazi’den geçmiş, buradaki çay bahçesinde mola vermiştir.
SALİH KIRPIS’IN ANILARI: “GAZİMİZ HOŞ GELDİN YAZILARIYLA YOL KENARINA DİZİLİRDİK”
Arapzade Mahallesi Muhtarı Salih Kırpıs, Atatürk’ün Orhangazi gezilerini hatırlayan isimlerden biridir. Öğrenci oldukları için okuldan sıra hâlinde getirilir, yol kenarına dizilirlerdi. Soyadı Yasası henüz çıkmadığı için ellerinde “Gazimiz Hoş geldin!” yazıları tutar, bayraklarını sallarlardı.
Kırpıs, Halkevi ile banka binası arasına yeşilliklerle süslü taklar kurulduğunu anlatmaktadır. O yıllarda Orhangazi’nin nüfusu azdır. Evler ve iş yerleri bugünkü Cumhuriyet Alanı çevresinde yoğunlaşmıştır.
Ayrıca Hayrettin ve Sabri Beşe gibi asker kökenli kişiler ile Kuvayı Milliye’de öncülük yapmış Refik Atay ve Ahmet Derviş Bey’in Orhangazi’de saygın insanlar olarak bilindiğini belirtmiştir.
ABDULLAH BURAN’IN ANILARI: “BİZİ GÖRÜNCE DURDU, HALKI SELAMLADI”
Gedelekli Abdullah Buran, 1913 doğumludur. Atatürk’ün Gedelek köyünün altından geçen şoseden geçtiğini anlatmaktadır. Köylülere, “Atatürk Bursa tarafına geçecek, gidin karşılayın” denilmiştir.
Buran o sırada 8-9 yaşlarında olduğunu, yola indiklerini, Atatürk’ün arabasıyla geldiğini, halkı görünce durup selam verdiğini aktarmıştır.
Bu kısa hatıra bile Atatürk’ün halkla kurduğu sıcak ilişkinin sade ama güçlü bir örneğidir.
NİMET EREN’İN ANILARI: “HALILARI KALDIRTTI”
1922 doğumlu Nimet Eren’in anlattıkları ise Atatürk’ün tevazu anlayışını göstermesi bakımından çok değerlidir.
O yıllarda Uray Salonu denilen bir yer vardır. Bugünkü Vakıflar Bankası karşısında, Öğretmenevi’nin yanında bulunan bu yerde halk toplanmıştır. Uray Salonu’ndan heykelin önüne kadar halılar serilmiştir. Hatta görevliler ev ev dolaşıp halı istemiş, Nimet Eren’in ailesi de evinden halı vermiştir.
Atatürk arabadan inmeden önce “Bu halıları neden serdiniz?” diye sorar. Kendisine, “Size duyduğumuz saygıdan Paşam” denilir. Bunun üzerine Atatürk, bu tür şeylere gerek olmadığını söyler, halıları kaldırtır ve öyle iner.
Bu anı, Atatürk’ün halktan kopuk bir gösterişi değil, halkla sade ve samimi bir buluşmayı tercih ettiğini ortaya koymaktadır.
CUMHURİYET’İN ORHANGAZİ’YE UZANAN BAYINDIRLIK HAMLELERİ
Atatürk’ün Orhangazi ve çevresine ilgisi, sadece ziyaretlerle sınırlı kalmamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Orhangazi, yol, haberleşme, sağlık, konut, elektrik, su ve tarım alanlarında önemli devlet politikalarının içinde yer almıştır.
1927 tarihli Bursa Vilâyet Salnamesi’ne göre il sınırları içinde 1.935 kilometre yol bulunuyordu. Yapım çalışmaları tamamlanan ya da süren devlet karayolları arasında Orhangazi-Gemlik, Orhangazi-İznik ve Orhangazi-Göl Kenarı arasındaki 3 kilometrelik yol da yer almaktaydı.
Bu yollar, yalnızca ulaşım kolaylığı sağlamıyordu. Aynı zamanda ürünün pazara ulaşması, devlet hizmetlerinin köylere gitmesi, sağlık ve eğitim faaliyetlerinin yayılması, Bursa-Yalova-İstanbul hattının güçlenmesi anlamına geliyordu.
19 NİSAN 1928: BAKIMSIZ HANELER TBMM GÜNDEMİNDE
19 Nisan 1928 tarihinde TBMM’ye verilen önerge ile Orhangazi ilçesinde üstü dam örtülü, bakımsız hane ve evlerin araştırılarak gereğinin yapılması gündeme getirilmiştir.
Bu önerge, Cumhuriyet’in yalnızca büyük şehirleri değil, ilçelerdeki yaşam koşullarını da önemsediğini göstermektedir. Yeni devlet, vatandaşın yaşadığı evden yoluna, suyundan sağlığına kadar her alanı kamu sorumluluğu içinde ele almaya başlamıştır.
2 TEMMUZ 1929: YALOVA’NIN KAZA HÂLİNE GELMESİ VE ORHANGAZİ BAĞLANTISI
2 Temmuz 1929 tarihinde Bursa Vilâyeti’nin Orhangazi kazasıyla yakınlığı ve ilişkisi bulunan Reşadiye, Çengiler ve Esadiye köylerinin Yalova Nahiyesi’ne bağlanması, Yalova’nın kaza hâline getirilmesi ve İstanbul Vilâyeti’ne bağlanması uygun görülmüştür.
Vilâyet İdaresi Kanunu’nun ikinci maddesi doğrultusunda İstanbul ve Kocaeli vilâyetlerince gerekli incelemeler yapılmıştır. Bu karar, Orhangazi-Yalova hattındaki idari ve coğrafi ilişkinin Cumhuriyet’in ilk yıllarında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
11 ARALIK 1929: YALOVA-ORHANGAZİ KARAYOLU İÇİN ÖNEMLİ ADIM
11 Aralık 1929 tarihinde Yalova ve Orhangazi arasındaki karayolu için önemli bir adım atılmıştır. Dönemin gazete haberlerine göre Atatürk, kaplıcalara daha rahat ulaşım sağlanması amacıyla Orhangazi karayolundan ayrılacak yeni bir yolun yapılmasını uygun görmüştür.
Bu amaçla Bayındırlık Bakanlığı’ndan bir mühendis ile İstanbul ve Kocaeli’den başmühendisler bölgeye gelmiş, yeni yolun güzergâhı üzerinde çalışma başlatmıştır.
Bu gelişme, Yalova kaplıcalarının gelişimi açısından önemli olduğu kadar, Orhangazi’nin ulaşım kaderi bakımından da değerli bir adımdır.
1930: SITMA İLE MÜCADELEDE ORHANGAZİ-YALOVA HATTI
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bölgenin en büyük sağlık sorunlarından biri sıtmaydı. Bataklık alanlar, sağlıksız çevre koşulları ve yetersiz sağlık hizmetleri sıtmayı halk için büyük bir tehdit hâline getiriyordu.
Atatürk, 1930 yılında Yalova-Orhangazi ve bölge için sıtma ile ilgili bir kararname imzalamış, bölgede sıtma ile mücadele başlatılmıştır.
Bu mücadele uzun yıllar sürmüş, devletin sağlık politikalarının yereldeki en önemli uygulamalarından biri olmuştur. Cumhuriyet’in halk sağlığı anlayışı, yalnızca hastalığı tedavi etmeyi değil, hastalığı doğuran çevre koşullarını ortadan kaldırmayı da hedeflemiştir.
13 MART 1932: YALOVA-ORHANGAZİ YOLUNUN 9 KİLOMETRELİK KISMI
13 Mart 1932 tarihinde Yalova-Orhangazi yolunun Bursa sınırına kadar olan 9 kilometrelik kısmı Atatürk’ün direktifleriyle ihale edilerek yapımına başlanmıştır.
Bu yol, Yalova’dan Bursa’ya uzanan hattın güvenli ve düzenli hâle gelmesi açısından önemlidir. Orhangazi, bu yol sayesinde yalnızca yerel bir ilçe olmaktan çıkmış, Bursa-Yalova-İstanbul bağlantısının önemli bir durağı hâline gelmiştir.
8 TEMMUZ 1932: TELEFON HATTIYLA GELEN MODERNLEŞME
8 Temmuz 1932 tarihinde Bursa, Yalova ve Orhangazi arasında telefon hattı gerilme çalışmalarına başlanmıştır. Dönemin gazeteleri bu gelişmeyi büyük bir heyecanla duyurmuş, Atatürk’ün başlattığı bu çalışma için “Gelecek ay içinde telefon ile İstanbul’a kadar konuşabilecekler” ifadelerini kullanmıştır.
Bu cümle, o yılların şartlarında haberleşmenin ne büyük bir modernleşme hamlesi olduğunu göstermektedir. Telefon hattı, yalnızca konuşmayı değil, devletin hızını, ticaretin gelişmesini, haber akışını ve ilçenin dış dünya ile bağını güçlendirmiştir.
İzmir ile telefon görüşmelerinin ise 1934 yılında başladığı görülmektedir.
10 HAZİRAN 1935: YALOVA-ORHANGAZİ YOLU YENİDEN YAPILIYOR
Yalova-Orhangazi karayolunun kötü durumda olması nedeniyle Atatürk’ün direktifleriyle 10 Haziran 1935 tarihinde yolun yeniden yapılmasına başlanmıştır. Yolun 7 metre genişletilmesi ve virajların kaldırılması amaçlanmıştır.
Bu çalışma, dönemin ulaşım anlayışı bakımından son derece önemlidir. Yolun genişletilmesi, yalnızca otomobillerin geçişini kolaylaştırmak için değil; güvenli, hızlı ve modern bir ulaşım hattı kurmak için yapılmıştır.
ATATÜRK DÖNEMİNDE ORHANGAZİ EKONOMİSİ
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Orhangazi’nin ekonomik yapısı büyük ölçüde tarıma dayalıydı. 1927 yılında Orhangazi nüfusu 16 bin 326 olarak kayıtlara geçmiştir. Aynı yıl toplam tarımsal alan 319 bin 500 dönümdür.
Bu geniş tarımsal alan, Orhangazi’nin üretim potansiyelini göstermektedir. Ancak dikkat çekici bir nokta vardır: Tarımsal üretim alanlarında zeytinlik alanlar ayrıca yer almamıştır. Bunun nedeni, 1923 ve 1924 yıllarında Orhangazi’nin zeytin üretiminde diğer bazı ilçeler kadar yüksek rekolteye sahip olmaması ve savaş ile işgal yıllarında sofralık zeytin üretimi için sarnıçlarda saklanan ürünlerin piyasaya sürülmesidir.
1935 yılına gelindiğinde Orhangazi nüfusu 18 bin 041’e yükselmiştir. Bu artış, ilçenin Cumhuriyet’in ilk yıllarında sosyal ve ekonomik olarak gelişmeye başladığını göstermektedir.
ELEKTRİK VE SU PROJELERİNDE ORHANGAZİ AYRICALIĞI
Dönem içerisinde il merkeziyle birlikte ilçelere de bayındırlık yatırımları yapılmıştır. Elektrik ve su işleri için belediyelere proje dayanaklı fon yardımı sağlanmıştır.
Bursa ili sınırları içinde bu destekten yalnızca Orhangazi Belediyesi’nin yararlanmış olması dikkat çekicidir. 139.000 TL tutarındaki proje için 90.000 TL finansman desteği sağlanmıştır.
Bu, Orhangazi’nin Cumhuriyet’in ilk döneminde altyapı yatırımları bakımından özel bir konumda değerlendirildiğini göstermektedir. Elektrik ve su gibi temel hizmetler, modern şehirleşmenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Orhangazi’nin bu destekten yararlanması, ilçenin gelişim süreci açısından önemli bir kazanımdır.
ORHANGAZİ VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ
Bursa ve ilçeleriyle ilgili davalar Eskişehir İstiklal Mahkemeleri’nde görülmüştür. Orhangazi ile ilgili bazı dosyalar da bu mahkeme kayıtlarında yer almıştır.
Gökbayrak Beşinci Bölük Kumandanı İhtiyat Mülazım-ı Sanisi Orhangazili Rıfat bin Halil, Bölük 5 Birinci Takım Kumandanı Mustafa bin İsmail, Bölük 5 İkinci Takım Kumandanı Hüseyin bin Hasan ve Orhangazili Tevfik Bey hakkında zabıtname düzenlenmiştir. Görevini cebren ve hile ile yaptığı gerekçesiyle 3 yıl hapis cezası verilmiştir.
Cepheden kaçan Ahmed oğlu Firuz Bey ve Orhangazili Hakkı oğlu Kasım’a 20’şer gün hapis cezası verilmiştir.
Bulundukları kıtalarından firar eden 1298 doğumlu Mustafa oğlu Hasan ile Orhangazi’den 1297 doğumlu Hasan oğlu Salih’e de 20’şer gün hapis cezası verilmiştir.
1924 yılında ise Orhangazi kasabasına bağlı köylerde Müslüman halka zulüm yaptığı gerekçesiyle İstanbul Divan-ı Harb-i Örfisi’nce idama mahkûm edilen İstepan veledi Davit hakkındaki hükmün onaylanmasına dair Başvekâlet’ten gelen tezkere kayıtlara geçmiştir.
Bu kayıtlar, Orhangazi’nin Millî Mücadele sonrası dönemin hukukî ve askerî süreçleri içinde de yer aldığını göstermektedir.
İSTİKLAL MADALYALARINDA ORHANGAZİ İZİ
Orhangazi, Millî Mücadele döneminde verdiği destek ve yetiştirdiği isimlerle İstiklal Madalyası kayıtlarında da yer almıştır.
Orhangazi kazasının Teke Mahallesi’nden Mehmet Refik Efendi
Orhangazi kazası Belediye Meclisi’nden Ahmet Derviş Bey, beyaz kurdeleli madalya
Orhangazi’nin Hamzalı köyünden Jandarma Karakol Kumandanı Aslan Bey oğlu Süleyman Çavuş, kırmızı kurdeleli madalya
Orhangazi kazasının Tekke Mahallesi’nden Halil Efendi oğlu Rıfat Efendi, kırmızı kurdeleli madalya
Orhangazi kasabasından İhtiyat Zabiti Ömer Efendi, kırmızı şeritli madalya
Orhangazi’nin Muradiye Mahallesi’nden Hacı Rıza Efendi mahdumu Nazmi Efendi
Bu isimler, Orhangazi’nin yalnızca coğrafi olarak değil, fedakârlık ve mücadele ruhu bakımından da Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesinin içinde olduğunu göstermektedir.
ATATÜRK VE ZEYTİN: YALOVA’DAN BURSA İLÇELERİNE UZANAN TARIMSAL DEVRİM
Atatürk’ün tarıma verdiği önem, özellikle zeytincilik alanındaki çalışmalarda çok açık görülmektedir. Atatürk, 1929 yılında Yalova Millet Çiftliği’ni, bugünkü adıyla Yalova Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nü ziyaret ettiğinde, yörenin önemli geçim kaynaklarından biri olan zeytinciliğin geliştirilmesi için talimat vermiştir.
Çiftlik yakınında bulunan ve verimden düşmüş 4.000 zeytin ağacının gençleştirilerek örnek bir zeytinlik hâline getirilmesini istemiştir. Bunun üzerine çiftlikte hızlı bir budama, gübreleme, bakım ve sulama çalışması başlatılmış, zeytinlikler yeniden verimli duruma getirilmiştir.
Atatürk’ün emirleriyle İtalya’dan Petrini adlı teknik eleman getirtilmiş, Bursa ilçelerindeki zeytinci köylerde kurslar açılmış ve zeytin çiftçisi bilinçlendirilmiştir. Bu çalışmalar Atatürk tarafından yakından takip edilmiştir.
ZEYTİN BAKIM FEN MEMURLARI VE KÖYLÜNÜN EĞİTİLMESİ
Tarımda Tedrisatı Islah Kanunu çerçevesinde yurt dışına yetiştirilmek üzere gönderilen personelin büyük çoğunluğu zeytinciliğe ayrılmıştır. Nizamettin Turgay, Ferruh Barlas, Kadri Akçal ve Adil Aytuna iki yıl süreyle İtalya’ya gönderilmiştir.
Eğitimlerini tamamladıktan sonra Tarım Bakanlığı’na bağlı Mıntıka Zeytincilik Mütehassıslığı’nda görevlendirilmişlerdir. Bu çalışmalar kapsamında yetiştirilen genç ziraatçılar, “Zeytin Bakım Fen Memuru” olarak köylerde zeytin çiftçilerine eğitim vermiştir.
Köylüler 15 günlük kurslara alınmış, başarılı olanlara “usta”, ikinci kez kursa katılarak mezun olanlara ise “çırak” ehliyetnameleri verilmiştir. Böylece binlerce zeytin çiftçisi eğitilmiş, ilerleyen yıllarda da bu eğitimlerin etkileri takip edilmiştir.
İlk zamanlarda köylüler zeytin ağaçlarını budatmak istememiştir. Hatta bazı zeytinliklere jandarma eşliğinde girilerek budama yapılmıştır. Ancak zamanla budamanın faydasını gören köylüler, bu kez Zeytin Bakım Fen Memurları’nın önce kendi bahçelerine girmesi için yarışır hâle gelmiştir.
Bu değişim, Atatürk dönemindeki tarımsal modernleşmenin halkta nasıl karşılık bulduğunu göstermesi bakımından son derece önemlidir.
ZEYTİNCİLİK İSTASYONU VE 3573 SAYILI YASA
1937 yılında İzmir Bornova’da Zeytincilik İstasyonu kurulmuştur. Bu kurum günümüze kadar Zeytincilik Araştırma Enstitüsü olarak hizmet vermeyi sürdürmüştür.
1939 yılında ise Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk gerçekleşmiş ve bir ürün için özel yasa çıkarılmıştır. Bu yasa, 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’dur.
Bu gelişmeler, Atatürk’ün tarımı yalnızca geçim kaynağı olarak değil, bilimsel bilgiyle geliştirilmesi gereken millî bir üretim alanı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ VE MODERN TARIM ANLAYIŞI
Atatürk’ün tarıma ve tarım yapana verdiği önem, Atatürk Orman Çiftliği’nde de açıkça görülmektedir. Atatürk, Türk köylüsünün çağa ayak uydurmasını, makineli tarıma geçmesini ve modern üretim tekniklerini öğrenmesini istemiştir.
Atatürk Orman Çiftliği bu nedenle yalnızca bir çiftlik değil, Türk köylüsüne örnek olacak bir uygulama ve eğitim merkeziydi. Orada yapılan çalışmalar, Cumhuriyet’in köylüyü kalkındırma ve üretimi bilimle buluşturma anlayışının sembolü hâline gelmiştir.
ATATÜRK’ÜN ZEYTİNLE İLGİLİ NÜKTESİ
Kurtuluş Savaşı’nın başlarında İsmet İnönü, Ege’de cepheleri kontrol etmektedir. Bir gün Atatürk, İnönü’yü ziyarete gelir. Rütbeli askerlerle birlikte sade bir yemek düzenlenir. Sofrada bir somun ekmek ve biraz zeytin vardır.
İnönü, diğerlerinin daha çok yemesi için kendisinin az yediğini düşündürmek ister. Bu nedenle yediği zeytinlerin çekirdeklerini Atatürk’ün tabağına atar. Yemeğin sonunda İnönü, Atatürk’e dönerek:
“Paşam, yemekte ne çok zeytin yediniz öyle” der.
Atatürk ise kendine özgü zekâsı ve ince esprisiyle şu cevabı verir:
“Sen nasıl zeytinleri çekirdekleriyle yedin, işte onu anlamadım!”
Bu küçük anı, savaş yıllarının yokluk sofrasında bile Atatürk’ün keskin zekâsını, mizah gücünü ve soğukkanlılığını gösteren hoş bir hatıra olarak aktarılmıştır.
ORHANGAZİ’NİN ATATÜRK HAFIZASI DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENİLMELİDİR
Atatürk’ün Bursa, Yalova ve Orhangazi hattındaki varlığı, yalnızca geçmişte kalmış bir ziyaretler dizisi değildir. Bu hat, Cumhuriyet’in kalkınma iradesinin, halkla bütünleşme anlayışının, tarım ve sanayi hamlelerinin, yol ve haberleşme yatırımlarının, sağlık mücadelesinin ve modernleşme vizyonunun canlı bir tarihî rotasıdır.
Orhangazi bu rotada özel bir yere sahiptir. Atatürk’ün dört kez geldiği, halkıyla buluştuğu, yöneticileriyle görüştüğü, İznik Gölü ve çevresinin geleceğine dair fikirlerin konuşulduğu bu ilçe, Cumhuriyet tarihindeki yerini daha güçlü biçimde ortaya koymalıdır.
Bugün yapılması gereken, bu hafızayı yalnızca birkaç satırlık bilgiyle geçiştirmek değil; belgeleri, tanıklıkları, dönem gazetelerini, salnameleri, mahkeme kayıtlarını, madalya belgelerini, yol ve bayındırlık çalışmalarını bir araya getirerek Orhangazi’nin Atatürk dönemindeki yerini bütün yönleriyle anlatmaktır.
Çünkü Orhangazi’nin Atatürk hafızası, yalnızca bir ilçenin yerel tarih meselesi değildir. Bu hafıza, Cumhuriyet’in Anadolu’ya nasıl dokunduğunun, bir yolun nasıl kalkınma damarına dönüştüğünün, bir gölün nasıl gelecek vizyonuyla ele alındığının, bir zeytin ağacının nasıl millî üretim politikası hâline getirildiğinin ve bir halkın Gazi Mustafa Kemal’e duyduğu sevginin tarihidir.
Atatürk Orhangazi’ye geldi. Orhangazi halkı onu bayraklarla, taklarla, defne yapraklarıyla, halılarla ve en önemlisi yürekten gelen sevgiyle karşıladı. O ise her zamanki sadeliğiyle gösterişi değil, halkın samimiyetini esas aldı. Bugün Orhangazi’ye düşen görev, bu tarihî mirası unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşaklara hakkıyla aktarmaktır.




