ORHAGAZİLİ KOSOVALI ARNAVUTLAR

ARAŞTIRMA 1
AVRASYA ETNOGRAFYA VAKFI
ORHANGAZİ ARAŞTIRMALARI GURUBU
ORHAGAZİLİ KOSOVALI ARNAVUTLAR
Hazırlayanlar: Muharrem DEĞİRMEN / Mustafa DESTERECİ
Orhangazi bir göçmen kentidir. Orhangazi'ye gelen göçmenler, sadece bir bölge veya bir kentten değildir. Orhangazi'nin tanı
nması, kültür yapısının çözümlenmesi için işte bu göçmenlerin ayrı ayrı olarak araştırılması gerekmektedir. İşte bu amaca yönelik Kız Meslek Lise öğrencilerinin R. Kaplanoğlu'nun rehberliğinde çok ciddi ve önemli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalarda canlı kaynak kişilerden yararlanılmıştır. Yayınladığımız bu araştırmaların büyük bölümü ilk kez yayınlanmakta olup, Orhangazi kültür tarihi için çok değerli belgeler olacağına kuşku yoktur.
Orhangazi'ye gelen Arnavut göçmenlerin tümü Kosova'dan gelmiştir. Bir kısmı, özellikle köylerdeki Arnavutlar, çeşitli devirlerde asker olarak çalıştıkları Osmanlı devletine hizmette iken, buraya yerleşmiş göçmenlerdir. Ziver Şenol'ların dedesi ve Velibey Çiftliğinin sahipleri olan Velittin Erel'in babaları gibi. Bir kısmı ise Balkan Savaşı sırası
nda gelip yerleşmiştir ki, bunlara iskan verildiği için köylere yerleşmişlerdir. Bunlardan daha çok Yenigürle köyünde bulunmaktadır. Ancak kent merkezindeki Arnavutların hemen tümü Cumhuriyet sonrası çeşitli nedenlerle ufak gruplar halinde gelmiştir. Bunların tümü de kent merkezine yerleşmiştir. Bu Arnavut göçmenler, geldikleri köyler itibarıyla köylerin adıyla anılırlar. Slavinya köyünden gelenler Slavinler, Mukat köyünden gelenlere Mukatlar gibi. Kent merkezindeki Arnavut göçmenlerin bugünkü miktarı yaklaşık olarak 250 hane olduğu hesaplanmıştır. Bu Arnavut gruplar şunlardır: Slavinler, Mukatlar, Kadimler, Sehevler, Prelezler, Gilanlar.
MUKATLAR: Kaynak kişi: Ramis Kutluer
1929 yılı Kosova Priştina Mukat Köyü doğumlu,
Doğduğum yer yani Mukat Köyü ovalık bir yerdeydi. Biz Makedonya'da kasabada oturuyorduk. Oradaki evler büyük, geniş, müstakil veya çift katlıydı. Bizim evimizin büyük, geniş bahçesi, ahırı, bodrumu vardı. Herşeyi vardı. Evlerimiz ahşaptan yapılmıştı. Bir evde en az 20-30 kişinin yaşadığı büyük bir ailede yaşıyorduk.
Geçimimizi tarımdan sağlıyorduk. Devletin verdiği işleri yapıyorduk. Sırplar yüzünden ibadetimizi tam olarak yapamıyorduk. Dinimize bir takım yasaklar konulmuştu. Camilere gitmek, ezan okumak yasaktı. Bu yasaklara uymuyan kişilere hiç acımadan eli, ayağı yada başı kesilirdi. Yaşamak istiyorsak bu yasaklara uymak zorundaydı. Bir yandan dinimize de bağlı kalmak için çaba gösteriyorduk. Bu yüzden ibadetimizi evlerimizde gizli saklı yapıyorduk.
Eğitimimiz Sırplarla birlikte yapılıyordu. Herkes okuyordu. Kız-erkek ayrımı yoktu. Yöresel yemeklerimiz: kaçamak, börekler, kuru fasulye, çeşitli et yemekleri yapardık. Bizim oralarda hayvanlar bol olduğu için etimizde boldu. Ama börekleri etten daha çok severiz. Bu yüzden börekleri daha çok yeriz.
Mukat kasabasından 1958 yılında geldik. Sırpların yaptığı zulumlere dayanamayıp kaçtık. Sırplar bize çok acı çektirdiler. Bizim bu acılara dayanacak gücümüz kalmamıştı. Tüm malımızı Sırplara yok pahasına sattık. Selanik'ten trene binip buraya geldik.
Geldiğimizde burası çok eskiydi. Yunanlılar tarafından yakılıp, yıkılmıştı. Orhangazi'ye gelince akrabaların yanında bir süre kaldık. Daha sonra Mukat köyünde yaptığım işi devam ettirdim. Bu zamana kadar geldik.Çektiğimiz bu acılar nedeniyle tüm Balkanları elime verseler tekrar geri dönmek istemem.
SON KOSOVA OLAYLARI NEDENİYLE PRİŞTİNE'DEN RAMİS KUTLUER'E GELEN GÖÇMENLERDEN ALINAN BİLGİLER
Biz Gilan'ın merkezinde oturuyorduk. Kasabamız çok güzeldi. Evlerimiz 3 katlıydı. Geniş bahçe ortasında da evimiz vardı. Bahçesinde çit ekler, sebzeler ekerdik.
Geçimimizi evin erkekleri sağlardı. Çalışabilecek durumda olanlar yurt dışına gidip, orada kazandıkları parayı ailelerine gönderip, ailelerinin geçimini uzaktan da olsa sağlıyorlardı. Çalıştıkları ülkelerden bazıları; Almanya, Fransa, İsviçre v.b.
Sırplar son zanmanlara kadar dinlerimize karışmıyordu. Herkes ibadetini rahatlıkla ve istediği gibi yapıyordu.
Eğitimimiz Sırplarla birlikteydi. Erkekler okur, kızlar okumaz diye bir inanış yoktu. Herkez okuyordu. Bazıları ise Sırplarla okumayı kendilerine yidiremiyordu. Mahalledeki Arnavutlarla, akrabalarla toplanıp, ayrı bir okul yaptırıp, orada sadece kendileri okurlardı...
Yemeklerimiz genelde aynıdır. Zaten bütün Arnavutlar genelde aynı yemeyi yerler.
Sırplar eğlence yapmamıza, düğün yapmamıza izin vermezlerdi. Sadece kızı isteyip, alırdık. Düğün yapmazdık.
Kendi yurduma, memleketime dönmeyi çok isterim. Zaten erkeklerin % 80'i rehin alındı. Bütün akrabalarımız orda.
İnşallah barış olur da, biz de evimize, yurdumuza döneriz.
Hamit KAPLANOĞLU
1927 Kosova Priştina Slavinya köyü doğumlu,
Kosova düz bir yerdi. Bizim bulunduğumuz köy de bir ovaydı.
Geçim kaynağımız; hayvancılık ve tarımcılıktır. Tarımda; buğday, mısır, fasülye gibi. Dinleri; dinimize Sırplar karışmıyordu. İbadetimizi yapıyorduk. Ben hem okula hem kuran kursuna gidiyordum. 3 sefer kuran kursunda hatim ettim.
Eğitimimiz karışıktı. Okullarda hem biz hem sırplar okuyorduk.
Buraya gelişimiz 1937 yılının Nisan ayındaydı. 2 hane olarak geldik. 13 kişiydik.
Geliş nedenimiz ise; Bizim evin önünde bir kilise vardı. Bu kilise yıkıldı. kiliseye yakın bir söğüt ağacı vardı.
SEHEVLER/SEYEVLER
Behçet TÜFEKÇİOĞLU PRIŞTİNE; Seyeva köyü doğumlu
Seyeva köyü ufak ve gelişmemiş bir köydür. Köyün ufaklığı hane ve kişi bakımındandır. Köy büyüktü ama kişi azdı.
Geçimimizi tarımla sağlıyorduk. Ektiğimiz baklagiller, buğday, mısır, arpa, soğan, patetes gibi ürünler ekiyorduk. Bunun yanında hayvancılıkta yapıyorduk. 300 tane koyun 150 tane keçi, 30-35 tane manda, inek iki çift öküz, 1 beygir ve 600 dölüm arsamız vardı. Geçimimizi bunları işliyerek sağlıyorduk.
Dinimize Sırplar karışmazdı. Aynı ibadetler yapılırdı. İsteyen kişiler çocuklarını camiye gönderip hatim etmelerini sağlayabilirdik. Cami hocaları yaz kış çocukları hatim ettirmek için uğraşırlardı. Kuranı iyi söken iyi konuşan kişiler seçilir, diplomaları verilip devlet tarafından masrafları karşılanmak süretiyle İstanbul'a gönderilirdi. 3 sene orada okuyup döndüklerinde müftülük yaparlardı. Köye gelmeden öncede 7 sene Kahire'de okunurdu.
Benim dayım Molla Sadri, 3 sene İstanbul'da 7 sene Kahire'de okudu, memlekete müftü olarak geri döndü.
1934 yılında nüfusumuz 3.600'dü. Kasabamız Ferizay'dı. 24 tane köyün idaresi dayımdaydı. Dayım kasabada oturuyordu.
Bizim oralarda evler çok büyüktü. Bizim evimiz iki yüz metre karedir. Çok büyük bir bahçesi vardı.
Eğitimimiz Sırplarla karışıktı. Kızlar okula gitmezdi. Sadece erkekler okurdu. Sabahtan Sırpça, öğlenden sonrada Arnavutça okuyorduk.
Geleneksel yemeklerimiz; kurufasülye müşeriz (Etlipilav), et yemekleri çok yiyoruz. Hayvanlarımız bol olduğu için çoğunlukla etli yemekler yapıp yiyorduk.
Bir evde 40 kişi yaşıyorduk. Bizim zamanımızda kahveler yoktu. Bir yerde toplanmak istiyorsak arkadaşlarla sırasıyla birbirimize gider otururduk. Herkesin misafir odası vardı. Misafir odalarında toplandığımı
z zaman fincan oyunu oynardık. Bu oyun; gelen misafirler iki guruba ayrılırdı, bir kişi tepsi içine fincanlar dizip birisinin içine yüzük içine koyup sıra sıra çektirilirdi. Yüzüğü bulamayan kişiye ceza olarak şarkılar, türküler, maniler söyletilirdi.
Düğünlerimiz; kadın erkek ayrı olarak eğlenirlerdi. Kına için geline iki üç çeşit kıyafetler diktirilirdi. Arnavutlara özgü beyaz şalvar da diktirilirdi. Düğünlerimiz çok eğlenceli geç
erdi. Eğlenmeyi hepimiz çok severiz.
Paçalarımız; düğünün ertesi gününde yapılırdı. Yeni gelinlerin hepsi gelinliklerini giyip sıralanırlardı. Kundaktaki bebeğin bile parmaklarını tek tek öperdi. Yaşlı kadınlar çalıp, gelinler oynardı. Yeni gelini bir köşeye oturtup ailesi ve sülalesi hakkında kötü sözler söylenirdi. Gelin kafasını eğip söylenenleri dinlerdi. Eğer kafasını kaldırırsa saygısız gelin sayılırdı.
Gelinler her zaman kapı arkasında otururdu. Bir şey ikram ettiği zaman dışarı geri geri çikardı.
Bu yörenin çeşitli oyunları; damat oyunu, payduşka, deryalar, reco ve çeçe gibi.
Buraya 1934 yılında 13 kişi olarak geldik. Sırpların zulmüne daha fazla dayanamayıp ordan kaçtık.
Burayı seçmemizin nedeni burda her şey boldu; odun ve yiyecek gibi.
Buraya gelişimiz oradaki tüm varımızı yok pahasına satıp geldik. Önce Selanik'e ordan vapurlan İstanbul'a, İstanbul'dan Yalova'ya Yalova'dan kamyonlarlan Orhangazi'ye geldik.
Buraya gelince herkes ev yapma derdindeydi. Burdakiler bize çok iyi davrandılar. Bir süre akrabalarımızda kalıp ev yaptık. Seyava köyünde yaptığımız işi, bir çift öküz alıp burda devam ettik.
Kaynak Kişi
Nevriye DÖNMEZ,
1934 yılı ÜSKÜP doğumlu
Biz Üsküp'te tek odalı bir evde oturuyorduk. Eşim fabrikada boyacılık yapıyordu. Orada evlendiğimde evde bir köş
ede kaynanam ve kaynatam diğer köşede ben ve eşim yatıyordu geceleri aramıza sadece perde çekiyorduk. Eşimin babası orada imamdı. Üsküp'ün en iyi hocalarındandı. Babam ise paytonculuk yapıyordu. Geçimlerini ondan sağlıyorduk ben kızken.
Üsküp'ten 1957 yılında geldik. Sebebi ise kayınpederim bize şu öneriyi yaptı. "Benim evladımsanız Türk toprağına gidin, oraya yerleşin. Orada emanetimi teslim etmek istiyorum. Eğer gitmezseniz hakkımı helal etmem" dedi. Bizde düşündük, taşındık gelmeye karar verdik. Kucağımda iki çocuk ile kalktık geldik. Büyük oğlum 4 yaşında, küçük oğlum 9 aylık iken geldik. Oradan 250 gr eşya ile geldik. (Demir yatak, yorgan ve yastık). İstanbul'a geldiğimizde kızkardeşimde kaldık. Daha sonra Yedikule'ye taşındık. Orası ise iki odalı idi.
Lousalık ise;
Gelin doğumdan sonra 40 gün güveyle yatmaz. 40 gün gelin evden dışarı çıkmaz, misafirliğe gidemez. Bebek ise yalnız bırakılmaz. 40 gün sonunda 40 uçurmaya misafirliğe gelirlerdi. Gelin 5-6 kez değişir, her değiştiğinde el öpülür temenna alınırdı. Temanna ise önce eller yere, dizlere, göbeğe, göğse, elini öptükten sonra ise alnına koyulur.
ORHANGAZİ ORHANBEY İLKOKULU MEZUNLARI
1944 YILI MEZUNLARI
Avni Avdaş İstanbul
Orhan Kovan O.gazi
Zekeriya Kavuş Ankara
Rahmi Ala O.gazi
Hüsamettin Önal "
Bilal Erinç "
Sabiha Timurhan "
Hayri Sümer "
Sadrettin Berkiten "
Letafet Akar Ahırlı
Ahmet Şahin O.gazi
Hakkı Yamak "
Hikmet Yavuz "
Hüseyin Baysal "
Necmiye Yarmacı "
Şerife Manav "
Nedret Erel Balıkesir
Nurten Tan "
İsmet Gorgor Filibe
1945 YILI MEZUNLARI
Ali Başlıoğlu O.gazi
Sami Burucu "
Sabri Gedik "
Suat Uz "
Osman Tura "
Necmi Engin "
Fadıl Demirler Üsküp
Mithat Ertuğrul O.gazi
Sevdiye Kaysı "
Necati Mete "
Mualla Atay "
Sacide Şerbetçi "
Fatma Bilginer "
Hasan Yazgan "
Naciye Salamacı "
Ömer Kırgıl Yalova
Kamil Ergun O.gazi
Sabri Demirkan "
Hayrettin Kara "
Cevdet Özel "
Hasan Baysal "
İlhan Cambaz "
Baki Dağcıoğlu "
Sevdiye Ergüler "
Haydar Yurtsever İstanbul




