Orhangazi'de Cumhuriyetin İlk Nefesi

Cumhuriyet'in ilanı, bir ulusun küllerinden yeniden doğuşunun destanıdır. Bu destan, yalnızca bir yönetim değişikliğinin değil, bir milletin kaderine el koyduğu, tarih sahnesine onurla ve gururla döndüğü bir uyanışın adıdır. Yıkıntılar arasından doğan yeni devlet, sadece bağımsızlığını değil, aynı zamanda kendi kimliğini, dilini, tarihini ve geleceğini yeniden kurmuştur. Cumhuriyet, bu topraklarda yeniden doğan iradenin, aydınlanmanın ve millet olma bilincinin sembolüdür.
O yıllarda Türkiye'nin her köşesinde olduğu gibi, Orhangazi de bu yeniden doğuşun sessiz kahramanlarından biri olmuştur. Savaşın yorgunluğuna rağmen halk, büyük bir inançla evini, okulunu, camisini, değirmenini yeniden inşa etmiş, bir yandan da Cumhuriyet'in ışığıyla yeni bir hayata başlamıştır. Devletle vatandaşın, geçmişle geleceğin birleştiği bu dönemde, Orhangazi halkı Cumhuriyet'in yalnızca bir rejim değil, bir yaşam biçimi olduğunu tüm samimiyetiyle hissetmiştir.
Cumhuriyet Bayramı, işte o hissin, o inancın en güçlü yansıması olmuştur. Her yıl 29 Ekim'de yalnızca bir bayram değil, bir varoluş sevinci, bir milletin diriliş günü kutlanmıştır. Sokaklarda dalgalanan bayraklar, meydanlarda yankılanan marşlar, köylerde çalınan davullar, bir ulusun kaderine sahip çıkışının sesi olmuştur. Cumhuriyet, Orhangazi'de sadece devletin değil, halkın da kalbinde filizlenmiş; her taşında, her okulunda, her çocuğun gözlerinde yaşamaya başlamıştır.
Cumhuriyet'in ilk yılları, adeta bir milletin kendi kimliğini yeniden inşa ettiği yıllardır. Ulus-devlet olmanın bilinciyle dilde, tarihte ve eğitimde yapılan reformlar, yeni bir toplum yaratma kararlılığının göstergesidir. Devletin dili sadeleşmiş, okullar halkın hizmetine açılmış, tarih yeni bir bilinçle anlatılmaya başlanmıştır. Halk ile devlet arasındaki mesafe, artık bir yönetim hiyerarşisi değil, ortak bir hedef duygusuna dönüşmüştür. O hedefin adı çağdaşlaşma, aydınlanma ve özgürlük olmuştur.
29 Ekim tarihinin milli bayram olarak kabul edilmesi de bu ruhun kurumsallaşması anlamına gelir. Cumhuriyet'in ilanından iki yıl sonra, 19 Nisan 1925'te kabul edilen yasa ile 29 Ekim artık “Milli Bayram” olarak kutlanmaya başlanır. Bu karar, yalnızca bir takvim değişikliği değil, aynı zamanda bir milletin varlığını kutlama iradesinin ilanıdır. Cumhuriyetin ilk bayramları sade ama inanç doludur. Ülkenin dört bir yanında halk meydanlara toplanır, evler süslenir, okullarda müsamereler düzenlenir, köylerde bile davullar çalar. Çünkü bu bayram, herkesindir. Cumhuriyet, ne bir sınıfın ne bir zümrenin; tüm halkın ortak mirasıdır.
Bu ruhun Orhangazi'deki yansımaları da aynı inançla şekillenmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ardından, adeta küllerinden doğan bir ilçedir Orhangazi. 1927 tarihli Hüdavendigar Salnamesi, o yılların yeniden yapılanma azmini belgeleyen önemli bir kaynaktır. 800 ev, 1 otel, 1 han, 5 kahvehane, 2 fırın, 35 dükkân, 18 su değirmeni, 2 motorlu un fabrikası, 15 zeytinyağı değirmeni, 8 okul ve 10 cami inşa edilmiştir. Salnamede geçen şu satırlar, Cumhuriyet'in anlamını özetler niteliktedir: “Bu kadar inşaatın pek ucuz ve sade olması dahi, memleket halkının geleceğe dolgun bir iman ile hazırlandığına kanıttır.”
O iman, işte tam da Cumhuriyet bilincidir. Halk, yalnızca taş üstüne taş koymuyor; aynı zamanda geleceğini inşa ediyordu.
Cumhuriyet Bayramları, bu ruhun halkla en yoğun şekilde buluştuğu anlar olmuştur. O dönemde kutlamalar üç gün sürerdi: 29, 30 ve 31 Ekim günleri boyunca karada, havada ve denizde şenlikler düzenlenirdi. Her yer kırmızı beyaz kurdelelerle, defne dallarıyla, yeşilliklerle süslenir; geceleri fener alayları yapılırdı. Türk devriminin kısa, çarpıcı sözleri mahyalarla yazılır, evlerin pencerelerine bayraklar asılırdı. Herkes, ama herkes, Cumhuriyet'in ne demek olduğunu hissederdi.
Orhangazi'nin ilk belediye başkanı Ahmet Derviş Bey de Cumhuriyet'in ilanını büyük bir coşku ve saygıyla karşılayan yöneticilerdendi. TBMM arşivlerinde yer alan belgelerde, 10 Ekim 1924 ve 2 Ekim 1925 tarihlerinde Orhangazi adına Meclis'e tebrik mesajları gönderdiği görülmektedir. Bu mesajlar, bir ilçenin sadece idari değil, duygusal olarak da Cumhuriyet'e bağlandığının kanıtıdır.
O yıllarda Cumhuriyet kutlamaları, Orhangazi'de yalnızca resmi törenlerle sınırlı kalmaz, bir halk seferberliği haline dönüşürdü. Okullar, meydanlar, hatta evler bu coşkunun sahnesi olurdu. Özellikle Orhanbey Okulu, bu kutlamaların merkezi konumundaydı. Öğrenciler şiirler okur, öğretmenler nutuklar verir, okul bahçesinde tiyatro oyunları sahnelenirdi. Cumhuriyet Alanı'nda yapılan etkinliklerde çocukların gülüşleri, öğretmenlerin kararlılığı, halkın alkışları bir bütüne dönüşürdü. Bugün bile o dönemin fotoğrafları bize bir milletin nasıl yeniden ayağa kalktığını gösterir.
1933 yılında, Cumhuriyet'in onuncu yılı kutlamaları Orhangazi'de adeta bir destana dönüşmüştü. Onuncu yıl marşı her sokakta yankılanıyor, meydanlar bayraklarla donatılıyordu. O yıl yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda bir inanç gösterisiydi. Spor etkinlikleri düzenleniyor, yağlı güreşler, at yarışları, bisiklet yarışları yapılıyordu. Bu etkinlikler, Cumhuriyet'in “zinde, üretken, modern insan” idealinin bir yansımasıydı. İlçe merkezi kadar köylerde de aynı coşku hissediliyordu.
Fotoğraflarda o yılların Orhangazi'si tüm güzelliğiyle karşımıza çıkar: Tarihi Orhan Bey Camii'nin minaresi, belediye binasının önünde yapılan tiyatro gösterileri, İznik Gölü kıyısında yapılan sandal gezileri... Cumhuriyet yalnızca siyasette değil, gündelik yaşamda da kendini göstermiştir. İznik Gölü'nde yapılan taşımacılık, turistik geziler, ticari hareketlilik; her biri Cumhuriyet'in getirdiği huzur ve üretkenliğin somut örnekleridir.
Ve en önemlisi, o yılları yaşayanların hafızalarında yer eden o çocukça ama derin sevinçtir. 1916 doğumlu Fatma Sözen, “Cumhuriyet coşku ile kutlanırdı. Bayramdan iki gün önce davullar çalınmaya başlanırdı. Halk meydanda, çocuklar okulda toplanırdı.” diye anlatır. 1917 doğumlu Çeltikçili Salih Kaya, “Dağlardan defne dalları toplardık, mektebi süslerdik, nutuklar okunurdu.” der. 1922 doğumlu Nimet Eren, “Üç gün evvelinden davullar çalınırdı, çocuklara püsküllü halkalar dağıtılırdı.” sözleriyle o neşeyi dile getirir. 1917 doğumlu Halim Cebecioğlu, “Meydan dolardı, davullar çalınır, halk eğlenirdi.” diyerek anımsar. 1914 doğumlu Nuriye Soysal ise “Bir keresinde beni Cumhuriyet kızı yapmışlardı, elime bayrak verdiler, meydanda taşıdım.” diyerek gururla anlatır.Bu anlatılar, bir ulusun hafızasından silinmeyen sahnelerdir. Cumhuriyet, bu insanların gözyaşında, sevinç çığlığında, çocuklarının elinde taşıdığı bayraktadır.
Bugün 29 Ekimleri kutlarken, o yılların Orhangazi'sini hatırlamak bir nostalji değil, bir sorumluluktur. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de teminatıdır. O gün Orhangazi'de atılan her taş, dikilen her bayrak, bugün hâlâ bu ülkenin ayakta durmasının sebebidir.
Cumhuriyet bir yönetim biçimi değil, bir karakterdir.
O karakter, Orhangazi'nin her sokağında, her zeytin dalında, her okul bahçesinde yaşamaya devam etmektedir.
25 Ekim 2025




